Oblomov boş masanın üstüne, kalemsiz , mürekkepsiz hokkaya baktı ve yine kendisinin, yeni doğmuş bir çocuk gibi gamsız, kaygısız uzanıp yatabildiğine şükretti. Ne saadet! Yüz parça olmamak, ruhun ve vücudun güçlerini ötede beride harcamamak!
Oblomov:
Hayır, hiç de değil! Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye birşey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.
AY KARANLIK
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Oblomov Zahar'a küskün bir gözle baktı, başını salladı ve içini çekti. Kayıtsızca pencereye bakan Zahar da içini çekti. Efendisi galiba içinden " Ah dostum, sen benden de Oblomov' sun " diye düşünüyordu. Zahar'sa şöyle birşeyler düşünüyordu: Atıyorsun! Sen yalnızca büyük ve acı sözler söylemekte ustasın. Yoksa tozmuş, örümcek ağıymış, senin öyle şeylerle alışverişin yok.