Fırat Özbey

Fırat Özbey
@Rubashov
9 kütüphaneci puanı
328 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
Yakub'un, on iki numarada Melâhat’ı var. Benim, hiçbir numarada kimsem yok. Yine de gidiyorum. Yakub, Melâhat’ı anlatıyor. Ben açılmamış yelkenlerimi düşünüyorum. Rüzgâr esiyor ve yelkenler açılmıyor. Şimdi, bir an için, Marsilya’da oluversem “Aux Quat- res Vents”a gidip, Rose-Marie’yi ve ölü gözlü Macarı- nı bulsam... Abanoz sokağı yapışkan, ıslak ve müs- tekreh. Taşra kılıklı, tesbihli, lâcivert elbiseli adamlar, inatla kapılara sokuluyor. Kapılardan biri açılıyor. Kara bıyıklı, çingeneye benzer bir herif, öksürerek çıkıyor. Ve cıgarasını ateşliyor. Cıgarasının ateşi, avucunun içinde parlıyor. Uzaklaşıyor. Nedense, Kıbrıs sahillerindeki deniz fenerlerini hatırlıyorum. Hatırlamak iyi bir his. Bir sarhoşun daima hatırlayacak şeyleri bulunur ve bütün hatırladıkları, onu eksiksiz mutsuz kılar. Mutsuz olunca adam, artık yaşadığına emindir. Emin olmak iddialı bir söz. Ben neden ve neyimden eminim sanki? Bir hayvan gibi tıkınıyor, tepiniyor ve uluyorum.
Sayfa 35 - İş Bankası·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Biz hiç konuşmadan içeriz. Adet bu. Ağır ağır, heyecansız, hiç konuşmadan. Yakub dayanamaz, arasıra bir fasıl geçer. Ama onu dinlemediğimi bilir. İyi çocuktur Yakub. Oysa ben, iyi bir adam olamam. Kendimi sevmiyorum. Başka türlü yaratılmayı, ne kadar isterdim: Şu kalem şefi gibi olmayı. Kolalı yakalar takıp, ütülü pantolonlar giyip, her filmin ilk gecesine gitmeyi ve ertesi gün şirkette, “Fevkalâde hissi bir film” diye asıp kesmeyi. Ya da, bir sinek olsaydım. Bütün ötekiler gibi bir sinek. Ufak tefek sıkıntılarına rağmen, herkes mutlu oldukça, ben de olacaktım. Herkes nasıl mutlu olur? Lâf mı bu? Mutlu olmak, yakınmakla yetinmesini bilmek demektir. Kalem şefi, her gece böyle yakınır ve ertesi sabah mutlu uyanır. Ben bunu bir türlü öğrenemedim. Belki öğrensem içim rahat edecek. Fakat nasıl öğrenmeli? Ne türlü? Bazı bazı, her genç adam gibi; bir ev, bir kadın, bir çocuk hülyasına kapılıyorum. Bütün öbür sinekler gibi, bir sinek olmak hülyasına. Ve neden bu, hep bir rüya olarak kalıyor?
Sayfa 33 - İş Bankası·Kitabı okudu
yazık! bir kentin şekli Daha çabuk değişiyor ölümlünün kalbinden.
Sayfa 154 - Varlık·Kitabı okudu
Şimdi oturup, sana İstanbul’u anlatacak değilim. Sen bu şehri, elbet bilirsin ağbiy. Amennâ güzeldir, büyüktür, namlıdır. Gözümüz yok. Boynumuz kıldan ince. Lâkin ona İstanbul derlerse, bize de Kamarot Yakub derler. Akşamın eli kulağında. Batıda çarkıfelek gibi, kırmızı pembe eflâtun bir şeyler dönüyor babam dönüyor. Rüzgâr, kaba maba, hafiften ısırmaya başladı. Yıldıza dönecek. Marsilya’dan beri, gece gündüz zil çalan sarışın, küpeşteye yaslanmış. Rüzgâr saçlarını uçuruyor. Etekleri, neredeyse başına geçecek. Ne çektik bu kahpenin elinden. Bari insaflı çıksa da, inmeden bizi görse. Hoş, onda pek o surat yok ya! Nereden mi belli? Biz adamı gözünden anlarız ağbiy. Kamarot demek, adam sarrafı demek. Sen bakma onun fanfin atışına.
Sayfa 22 - İş Bankası·Kitabı okudu