Öğleüstü. Çocuklar okullarına gidiyorlar. İtalyan okulu öğrencileri. Ufacık, ince ve narin boyunlu kızlar. Peşlerinde, civar ortaokulların haylazları. Sıra sıra, hususi otomobiller. Bir mağazanın kapısına, tezgâhtarla beraber, ihtiyar, gözlüklü bir kadın çıktı. Gündüz ışığında, kumaşı inceledi. Kadının yanakları acayip kırmızı, gözlükleri pırıltılı. Yaptığı, dünyanın en önemli işi sanki. Öyle bir hâli var. İçimde hep aynı karanlık. Bir yere girip, müzik dinlesem. Ya da en iyisi, şimşekli, gökgürültülü bir yağmur yağsa. Şimdi, bana kızmayacak ve gülmeyecek bir kadın bulsam. Benden hiçbir şey istemese, bana birşey sormasa. Bir kadın, yalnız. Bu daha kötü. Dün geceki orospunun, sıkıntılı memelerini hatırladım. Gök mosmor. Pis bir rüzgâr çıktı. Toz çiğniyorum ağzımda.
GEÇEN KADINA
Yol çevremde büyük gürültüyle uluyordu.
Uzun, incecik, ve kara giysiler içinde,
Bir kadın geçti, görkemli kolunun yeninde
Sallayıp, savurup fırfınnı, fistosunu,
Sütun kadar düzgün bacaklarla, soylu, çevik.
Çökmüş içiyordum bir köşede, ipsiz gibi,
Fırtınaların estiği menekşe gözleri
Büyülü bir hüzünle dolu, ey öldüren zevk!
Bir şimşek ... sonra gece-Kaçak güzellik, beni Ansızın yeniden doğurdun, bir bakışınla,
Ancak ebediyette mi göreceğim seni?
Başka yerde, uzakta! çok sonra! belki asla!
Gittiğin yeri bilmem, yerimi bilmezsin sen,
Ey aşıkı olduğum, ve sen, ey bunu bilen!
Şehrin ışıkları birden yanıyor. Birden yağmur başlıyor. Ben sokaklardayım. Kapınızın önünden geçiyorum. Pencerenizden bakıyorum. Her gün yüz yüze, göz gözeyiz. Meyhaneleri; basık, zehirli esrar tekkelerini; insanı öldüren sabahçı kahvelerini dolduruyorum. Tramvayda bir gün, mutlaka ayağınıza basmış, ya da kalktığınız yere oturmuşumdur. Belki aynı otelde, aynı odanın iki ayrı yatağında gecelemiş; yine de, iki kelime konuşmamışızdır. Ben Sokaktaki Adam’ım. Şurada burada dolaşırken dikkatinizi çekerim. Bana kızar, ya da beni seversiniz. Her iki halde de, memnun olmam.