Şeyh Ali Tantavi, kızıyla yaşadığı bir kıssayı şöyle nakleder:
Kızımın biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koyduğunu gördüm. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledi.
Tam dışarı çıkacaktı ki sordum. "nereye gidiyorsun?
Kızım, "Ninem bunları güvenlik görevlisine götürmemi söyledi" cevabını verdi.
Kızımdan, mutfaktan tabaklar getirmesini, her bir şeyi ayrı tabağa koymasını ve tepsiyi güzelce düzenlemesini söyledim.
Son olarak kaşık ve bıçakla birlikte bir bardak suyu da tepsiye özenle dizmesini istedim.
Bütün bunları harfiyyen yaparak, güvenlik görevlisinin yanına vardı.
Dönünce de neden bunu böyle yapmasını istediğimi sordu.
Dedim ki: "Yemek ikram etmek 'Mal' sadakasıdır. Bir şeyi düzgün vermek ise 'Gönül' sadakasıdır.
Birincisi karnı doyurur; ikincisi ise kalbi doldurur."
Birincisi, güvenlik görevlisine yardım isteyen dilenci hissini verir.
İkincisi, yakın bir dost, iyi bir misafir olduğunu...
Maldan vermek ile gönülden vermek arasında büyük bir fark vardır.
Gönülden olanın ise hem Allah katında hem de insanlar yanında değeri daha büyüktür.
Yapacağımız ikramlar, sevgi ve iyilikle birlikte olsun. Zillet ve küçük düşürücü olmasın...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ahiretimizi başkalarının dünyası için yakmayacağız
Ömrümüzü başkalarının yaptığı yanlışları savunmak, onlara İslami kılıflar üretmek, onları temize çıkarmak için tüketmeyeceğiz. Ahiretimizi başkalarının dünyası için feda etmeyeceğiz. Dinimizi kimsenin dünyalık toplaması, mal, makam, mevkii ve itibar elde etmesi için kullanmayacağız.
Çünkü Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Kıyamette insanların en çok pişman olanı dinini başkasının dünyası için satan kimsedir.” (Camiu’sagir)
İbrahim, 31. Ayet: İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.
Tembelliğin; yerine, adamına ve çağına göre girmediği kalıp yoktur. Herkesin mizacına göre tavır alır ve konuşur. Dilimizde aldığı çeşitli isimler de onun bu sinsiliğini gösterir.
Tembelliğin adı uçarılıktır. Bir adı gevşeklik, bir adı hoppalık ve züppelik, bir adı uyuşukluk, üşengeçlik, keyfine düşkünlük, bencilliktir. Tembellik herkesin karşısına her zaman aynı kılıkta çıkmaz. O mesleksiz aktör gibi daima rol değiştirir. Bazen en geçerli bir mazeret kılığına girer; hasta olur, yorgun düşer ve herkesi haline açındırır. Bazen iş yapar görünür; aslında hiçbir şey yapmaz. Bazen tatlı bir dille konuşur ve gönül çeler. Onun kandırıcı bir felsefesi ve boş sözlerden örülmüş bir edebiyatı vardır.
Sayfa 31 - Yağmur Yayınevi 78.Basım Haziran 2013·Kitabı okudu