Bizi biz kılan hususiyetleri daha titizlikle koruyabilmemiz lazım. Oysa globelleşme dedikleri dünyanın tek bir renge bulanması demek. Küreselleşmenin tariflerinden biri şu: Nereye giderseniz gidin hiçbir zaman bir yeri arkada bırakmış olmazsınız. Her yer de Amerikan markalarını görürsünüz. Her şey birbirinin aynıdır. Herhangi yeni bir şeyle karşılaşamazsınız. Küreselleşme gittiği her yere bu küresel markaları taşır. Hayat aynılaşır. Çay içerek eğlenen Türkler birden Brezilya kahvesiyle sohbet etmeye başlar.
Kanada'da, McGill Üniversitesi'nde kıymetli bir hocayla çalışmıştım bir müddet. Ayrılma zamanım geldiğinde, veda mahiyetinde beni akşam yemeğine çıkarmıştı. Yemeğimizin ardından beni eve bırakıyor, son kelamlarımız. " Hocam, ben Kanada'daki insanları çok mutsuz görüyorum; sosyal adalet var, sağlık sistemi mükemmel işliyor fakat insanların yüzüne baktığım zaman bir mutsuzluk okuyorum. Sizce sebebi ne olabilir?" diye sormuştum.
"Bizim insanımız aşırı derece eşitlik fikrine inandırılmıştır. Bu eşitlik fikri nedeniyle kimse ötekinden bir şey öğrenebileceğini düşünmez. Biz manevi yolları kapanmış bir toplumuz.
Yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. Varlıkları, sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. Herhangi birileri, falanca ya da filanca. Adı , soyadı hiç önemli değil . Başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar. Ya da figüranlar diyelim biz bunlara. Perdenin hazin yüzleri.