Şevket Süreyya'nın kalemine dair söylenebilecek o kadar şey var ama herhalde gözlemciliği ve sosyolojik analizleri hepsinin önüne geçer. Edirne'nin yoksul göçmen mahallelerinden başlayıp Moskova kadar giden bir hayat hikayesi içinde bizi bize bu kadar iyi anlatan otobiyografik bir eser okumadım desem en doğru tabir olur. Dönemin insanını, toplum yapısını ve dönemin siyasal koşullarını bu kadar nesnel bir bakış açısıyla anlatabilmek büyük yetenek gerektirir. Bugünün Türkiye'sini de anlamak için bu kitabı okumak şart. Okuyun , okutun. Herkesin kütüphanesinde olması gereken kitaplardan biri
Sen niye buradasın? Kırlangıç mafyasından bir dişi kuşa mı bulaştın? Rakip kırlangıçlar daha fazla solucan, börtü böcek mi getirebiliyordu? Senin eksiğin, kabahatin ne?
Son dönemde okuduğum en farklı kitaplardan biri. Ya da aslında aşina olduğumuz ama epey zamandır artık görmediğimiz tarzda bir kitap. Dili çok başarılı. Sade ve akıcı. Eline pankart alıp slogan atmadan adalet sistemini, aşk ilişkilerini hatta kendi içsel mücadelesini bu kadar iyi anlatabilmesi çok şaşırtıcı. Biraz Kemal Tahir, Orhan Kemal hatta Dostoyevski okuyormuşsunuz izlenimi veriyor ama çok daha akıcı ve sürükleyici. İyi kitap arayan herkese tavsiye derim. Kitabın konusuna gelirsek ;
Sıradan genç bir adamın basit sayılabilecek bir suç nedeniyle tutuklanıp Silivri Cezaevine konmasıyla kendi hayatını keşfetmesi diyebiliriz. Önce hapisten kurtulma mücadelesi verirken süreç içinde kendi hayatına dair detayları ve adalet sisteminin çalışmasını öğrendikçe gerçek hapishanenin içerisi mi dışarısı mı olduğu konusunda şüpheye düşer. Geçirdiği bu tecrübe onu bambaşka, öfkeli ve kendisinin bile düşünemeyeceği kadar hesapçı ve çıkarcı yapar.