Uzun zaman sonra bir inceleme yazıyorum çünkü bende bu kadar güzel hisler bırakan bir kitaba birkaç cümleyle veda etmezsem haksızlık olur gibi hissediyorum.
Hani bazen; kendimizi, geleceğimizi, şu an nerede olduğumuzu, hayatımızın ne kadar boş ya da dolu geçtiğini, ne yapmak veya ne yapmamak istediğimizi sorguladığımız anlar olur ya. O anları kimseye itiraf edemeyiz çünkü vardığımız tek sonuç kimseyi memnun edemeyip çok kötü bir hayat yaşadığımız olur. Bu kitaptaki tüm karakterler tam olarak bunu yaşıyorlar ve kimseye içlerinde kopan fırtınayı anlatmasalar da herkes bir şekilde onları teselli ediyor.
Kitaplarla koparılamaz bir bağ kuruyorlar, kitabevinin sıcacık atmosferinden çıkmak istemiyorlar, kitapların büyüsünü başkalarına aktarmak için çabalıyorlar, birbirlerine aynı yollardan geçtiklerini anlatıp yol gösteriyorlar ve en önemlisi de birbirlerini hiçbir zaman yargılamıyorlar. Çünkü zaten aileleri, arkadaşları, etraflarındaki herkes onları kalıplaşmış düşüncelere boğuyor; yaptıklarını bir başarısızlık olarak nitelendirip kolayca öngörüde bulunuyorlar. Bu yüzden de tüm karakterler -aynı bizler gibi- dinlenecekleri bir an arayışına giriyorlar.
Özellikle lisede meslek arayışına kapılan bir genç olarak kafamın en çok karıştığı dönemde bu kitapla karşılaşmam benim için bir mucize gibi oldu. Önemli olan şeyin her zaman kendi öz mutluluğum olduğuna karar vermemi sağlayan bu kitabın bitmesini gerçekten hiç istemedim. Her bir karakterle ayrı ayrı bir bağ kurdum ve bir anlığına bile olsa dünyayı onların gözünden yorumladım. Fakat tabii ki bu kafa karışıklığı, kaybolmuşluk hissiyatı, yorgunluk, huzur ve mutluluk arayışı her yaş döneminde olabileceği için herkesin okuması ve kitaplığında bulundurup arar ara geri dönmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.