kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. dünya değişiyor dostlarım. günün birinde gök yüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saclarını da göremeyeceksiniz.
"Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurgu göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl, böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?"
"Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi?"
Ve Dünyada ki en büyük mutluluk, bu dünyanın Şahidi olmaktı..
"Gitme," dedi. "Gitme. Seni bakan yaparım."
"Ne bakanı?"
"Şey... Adalet bakanı!"
"Ama burada yargılanacak kimse yok ki!" "Ne biliyoruz? Daha bütün krallığımı dolaşmış değilim. Burada saltanat arabasına yer yok. Yaşlıyım, yürümek yoruyor beni."
Gezegenin öbür köşesine bir daha göz atmak için
başını çeviren Küçük Prens:
"Ben her yeri gördüm," dedi. "Kimsecikler yok." "O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başara bilirsen gerçek bir bilgesin demektir."
...tırnaklarımı kemiriyorum, annem, kambur durma, diyor, tırnaklarını kemirme, oğlanlarla sucunun orda top oynama, kazık kadar kız oldun.
Leğene su doldurup bacaklarımı yarıya kadar sokuyorum; ıslak bir toprak kokusu geliyor, şöyle girip yıkanabileceğim kocaman banyolara dalıp gidiyorum; bir buğu sarıyor, ak sabunlarla yıkanmış tertemiz kışlık yer yatağı kabartılmiş, çarşafları o sabundan kokuyor. Anne, hani beni küçükken yıkadığın o ak sabunlar nerde. Burayı da amma aydınlatmışlar ha; siz alaturka şarkılardan nefret ediyorsunuz, oysa evlerin, insanların yaşantısına girmiş olanlarını yadsımanıza şaşıyorum. Hani bir kadifeden kesesi vardı, sizin insan sevginize de inanasım yok...