Salih Doğantekin

Salih Doğantekin
@Salihdgntkn
Kafkaesk
8/10
·360 syf.··
2024 80. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2024 20:36
l Kafka'dan okumuş olduğum bu eser, Yarım kalmış bir kitap. Kafka'ya 1917 yılında Tüberküloz tanısı konur, Eseri 1921-22 yılları arasında yazmaya başlar. 1924 yılında vefat eder. Yarım kalmış bu romanı Kafka'nın yakın arkadaşı Max Brod tarafından neşredilen eseri Şato, Dava kitabı ile ilişkilendirilebileciği gibi, başlı başına ele alınmaya değer bir yapıttır. l Eser, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun modern ulus devletlere ayrışmasının ertesinde kaleme alındığından, muhtevasında geleneksel otoritenin nasıl bir düzene evrileceği hususunda sorgulamalar barındırarak, K. isimli bir kadastrocunun şato tarafından görevlendirildiğini iddia etmesi üzerine gittiği köyde karşılaştığı esrarengiz bir kont, ona ait bir şato, diktatörce eğilimler gösteren ve hiyerarşi gölgesi altındaki çok sayıda bürokrat içerisinde şato'ya ulaşma gayreti gözler önüne serilmektedir l Kafka, tıpkı Dava adlı kitabında olduğu gibi Şato'da şeffaflıktan yoksun, işlemeyen kurumlar ile otorite ve bürokrasiyi hicvederek, politik ve sosyolojik açıdan modern insanın köyden kente göçüyle köküne, memleketine yabancılaşmasını ve hiçbir yere ait olamayışını; yine modernleşme ile beraber ivme kazanan sınıflar arası eşitsizlik ile yozlaşan toplumsal dengeye atıfta bulunmakta, psikolojik açıdan ise bireyin iç dünyasındaki çatışmaları sembolik olarak resmederek, iç dünyayı dış evren ile harmanlayarak yazıya dökmektedir. l Şato okuyucusu, eserin muammalarını çözmek adına her nevi karmaşa, ikilem ve müphemliğin arasından yolunu bulmaya çalışacak, 'aktif' bir okuma seyrine dalarak, alt metni çok zengin, çok katmanlı bir kitap olan Şato ile devletin ve bürokrasinin çetrefilli yapısına, statü sahibi insanın erişilmezliğine beraber eşlik edecek, öte yandan hiyerarşik sistemi oluşturan tabakaların birbirlerinden ne
İnceleme
ŞatoFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201712,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·222 syf.··
2024 78. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2024 22:09
l Şair ve öykü yazarı olan Sabahattin Ali'nin 1937 yılında kaleme aldığı ve yayımladığı ilk romanıdır. Aynı zamanda eserdeki Yusuf edebiyatımızın ilk romantik kahramanı olarak görülür. Yazar, eserini 1931'de, Aydın Cezaevi'nde yatarken tanıştığı Yusuf'un yaşadığı olaylardan yola çıkarak kaleme almıştır. En başta üç cilt olarak yazılması planlanan eserin, sadece ilk cildi yazılmıştır. l Bu romanda Sabahattin Ali daha önce değinilmeyen bir konuya değinmiş halkın ve köylü kesimin yaşantısını toplumsal düzenin eksikliklerini ele almıştır. Bundan önceki romanlarda batılılaşma konusu ön plandadır. Bu döneme değin Anadolu'nun büyük bir sorunu olan batılılaşma konusu dışına çıkılmış 1950'lerde kırsal yaşam/ taşra hayatı konuları yaygınlaşmaya başlamıştır. Bir de şunu göz önünde bulundurmalıyız ki; Bu döneme kadar yazılan tüm romanlar genel olarak İstanbul ve çevresinde geçmiştir. Kuyucaklı Yusuf eserinde İstanbul dışına çıkılmıştır. l Kuyucaklı Yusuf, 9 yaşında anne ve babasının eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf'un hayatını konu alıyor. Nazilli Kaymakamı olan Salahattin Bey, Yusuf'u evlatlık almasıyla karısıyla olan anlaşmazlık boyutu had safhaya ulaşır. Yusuf, evin küçük kızı Muazzez ile birlikte babalarının tayin olduğu Edremit'te güzel bir çocukluk geçirir. Genç bir delikanlı olan Yusuf, bir gün kasaba eşrafından Hilmi Bey'in oğlu Şakir'in Muazzez'e sataşması sonucu onunla kavga eder. Yusuf, kasabanın en zenginlerinden olan Hilmi Bey'in gücü ile karşı karşıya gelir ve Şakir'in Muazzez ile evlenmek istemesiyle işler iyiden iyiye karışır. Yusuf'un da gönlünün Muazzez'den yana olması ise bizi kaçınılmaz sona götürür. l Bir Sabahattin Ali hayranı olarak betimlemelere bir kez daha hayran kaldım. Olaylar hızlı ilerliyor. Bütün duygular tüm yoğunluğu ile aktarılmış. Romanın
İnceleme
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,8bin okunma
Suçu Toplum Hazırlar, Suçlu İşler.
8/10
·112 syf.··
2024 75. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2024 17:54
l 1982'de Nobel edebiyat ödülünü alan eser, yazarın ülkemizde en çok okunan eseri ve benim de bu nedenle kendisiyle tanışma kitabım oldu. Yazarın çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir namus cinayetini anlatmaktadır. Gabriel Garcia Marguez, 23 yıl sonra yaşadığı kasabaya gelir ve olayın şahitleri ile konuşmalarından yola çıkarak Kırmızı Pazartesi’yi yazar. l Alışık olduğumuz cinayet kitaplarından farklı olarak ise kitabın ilk cümlesi kitabın kahramanı Santiago Nasar’ın ölüm günü ile başlamaktadır. Kitap bir cinayetten daha fazlasını anlatmak istiyor okuyucuya. Romanı okurken ataerkil düzen, ahlak ve toplum çatışması ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu yüzden sonunu bilerek kitaba başlıyor olmak kitabın sürükleyiciliğinden bir şey eksiltmiyor. l Siz işleneceğini bildiğiniz bir cinayete engel olmak istemez miydiniz? Santiago Nasar kesinliği belli olmayan bir olay sebebi ile Vicario kardeşler tarafından hedef haline geliyor. Vicoria kardeşlerin Santiago Nasar’ı öldürecekleri haberi bütün kasaba tarafından biliniyor fakat bazı insanların bu olaya susması, gözden gelmesi hatta bazılarının ise konu namus olduğu için kardeşlere destek bile vermesi içler acısı katolik bir toplumun gerçek yüzünü yansıtıyor. l Cinayetin öncesi ve sonrasında yaşananları verdiği detaylarla toplumun gözünden de değerlendiren yazar, kitabında işlenecek bir cinayete gelenekler yüzünden kasabada herkesin sessiz kalışı ile kaçınılmaz sona seyirci oluşlarını, kadın ve erkeklerin toplumdaki yerini ve dönemin sosyokültürel yapısını da işliyor. l Günümüzün sorunu olan bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasını çarpıcı şekilde işlemiş, okurken de aklıma sık sık toplumlardaki Genovese Sendromunun yaygınlığı gelmiştir. l Nasıl bir toplum bu kadar duyarsız olabilir? Nasıl bir sözle bir
İnceleme
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
10/10
·200 syf.··
2024 74. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2024 20:22
l Psikolojik roman türünde yazılmış eserlerin başında gelen Açlık, Knut Hamsun’un hayatından izler taşıdığından biyografik/ otobiyografik bir kitap olarak da değerlendirilir. Roman, açlığı yaşamış bir yazarın kaleminden çıkmıştır. Hamsun bu eseri ile 1920 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazanmıştır. l İşsiz ve beş parasız kalan genç adam her şeyini rehinecilere bırakır. Bir yandan da çok zor şartlar altında makaleler yazarak bunları dergilere ve gazetelere gönderir. Yazıları kabul edilmez. Artık kaldığı pansiyonun da parasını ödeyemez duruma gelip, dışarda parklarda yatmaya başlar. Günlerce aç kalır. Yoksullukla beraber gencin aşık oluşuna, bazen hayatı alaya alışına, tüm bitkinliğine ve onun ardından gelen tarifsiz düşüşe de tanık oluyoruz. l Günümüzde birçoğumuzun hiç aklına gelmeyen, görmediğimiz bir dünyada ruhunuzu derinden sarsacak bir gezintiye çıkarıyor. Bugüne kadar açlığı belki de hiç böyle bilmediğinizi keşfedeceksiniz ve gerçek açlığı öğreneceksiniz. Kitaptaki kahramanımız ile aynı açlığı, çaresizliği ve acıyı derinden hissedeceksiniz. l Bu kitabı tok birinin okuması ve aç birinin okuması arasında çok fark var zannımca. Hani deriz ya “Tok açın halinden anlamaz.” diye. O kadar doğru ki. Açlıktan tahta parçaları yiyip hayatta kalmayan çalışan, belki yiyebilirim diyerek parmağını ısıran ama aynı zamanda dilenmeyi kabul etmeyen, karakterinden asla ödün vermeyen ve düşmeyen bir adamın kitabı. l Siz hiç acıktığınız için talaş çiğnediniz mi? Hayatınızı bir mercimek çorbasına feda edecek hale geldiniz mi? Yaması gelmiş kıyafetinize temiz ve parlak görünsün diye tükürüğünüzü sürdünüz mü? Kulağa nasıl zor geliyor değil mi? O kadar etkilendiğim bir kitap oldu ki! İçim çekildi.. Boğazım düğümlendi.. Herkese bol kitaplı günler ve iyi
İnceleme
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
Bir hayat nedir?
9/10
·128 syf.··
2024 73. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2024 01:14
l Ayfer Tunç'un kalemi. Ayfer Tunç'un kelimeleri. Ayfer Tunç'un insanları. Ayfer Tunç'un dünyası. Hayranlık, hüzün ve tatmin. Ne mutlu ki yollarımız kesişmiş, bir yazar ve okur olarak. Bir olay yaşandığı zaman olayı tek taraftan değil de iki tarafın da penceresinden görmek isteriz ya, işte Suzan Defter okura tam olarak bunu veriyor. l Kitaplar sayesinde bambaşka gözlerle bakıyoruz dünyaya. Bazen hikayeleri uzaktan izliyoruz, bazen karakterlerin yanında yürüyoruz. Ama Suzan Defter'de karakter biziz, kendimiziz. Bir kadın ve bir erkeğin duygularını ve hayata bakış açısını ilk kez gördüğüm bir teknikle yazmış Ayfer Tunç. l Kitap, iki günlüğün okura sunulması şeklinde ilerliyor, kitabın sol yaprağında erkek karakterin günlüğü sağ yaprağında kadın karakterin günlüğü var. İki şekilde okunabilir; ya bir günlüğü tamamen bitirip diğerini okumalı ya da aynı tarihler atılan günleri bir kadın bir erkek bakış açısından okumalı. Bana göre/pek çok okura göre; ikinci seçenek doğru olan. Günlerin beraber akışı, birbirlerine olan etkileri-atıfları, birlikte yürünen yol, kitabın ilerleyen aşamalarında kesişen yollar bu tezimizi doğruluyor. l Kitapta asla bir kimlik sahibi olamamış, birilerinin kardeşi, arkadaşı, eşi, kızı olarak yaşam bahsinde kimlik edinmeye çalışmış. Bunu da başaramayınca başka hayatları kendi hayatı gibi benimsemeye başlamış, hep arafta kalan Derya var. Birde yaşamını “uzun süren bir sıkıntı” olarak tanımlayacak kadar dünyaya aitlik hissini tüketmiş Ekmel... İkisinin tuhaf bir kesişmesini, tabiri caizse içlerinde birikmiş “irin” dolu yalnızlıklarını okuyoruz. l Ekmel Bey, hayata karşı umudu tükenmiş bir avukat. Evini satmak istemese de sırf alıcılarla muhabbet edebilmek için evini satılığa çıkarıyor. Derya’da tıpkı Ekmel bey gibi yalnız,
İnceleme
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma