Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyi ile doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?
Meğer profesörlerin entellektüel birer dev olduklarını düşünmekle ne kadar aptalmışım. Onlar da birer insan, hem de dünyadaki diğer insanların bunu fark etmesinden korkan insanlar…
Şimdi anlıyorum ki, üniversiteye gitmenin ve bir eğitim almanın en önemli nedenlerinden biri, tüm hayatınız boyunca doğru olduğuna inandığınız şeylerin doğru olmadığını ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmekmiş.
Cumhuriyetin karanlık kararlarından biri mükellefiyet kanununu bu kitap sayesinde öğrendim ve biraz araştırma yaptığımda binlerce köylünün zorla, insani olmayan koşullarda, açlık, pislik ve zulüm içinde köle gibi maden ocaklarında çalıştırıldıklarını okudum. Bu romanda da yazar bir ailenin gözünden o günleri son derece çarpıcı ve etkileyici anlatmış. Okurken üzülmek bir tarafa yaşananlara akıl sır erdiremedim. O günlerde köylü Ocak hayvanından bile aşağı görülürken, madende ölen insanlar köylerine dahi gönderilmeden hiç bir cenaze merasimi olmadan rastgele defnedilmiş. 700 kadar kişinin insani olmayan koşullarda çalışırken öldüğü biliniyor.
Madenden kaçan köylüler için Jandarmalar görevlendirilmiş ve kaçan köylülerin yakınları da tecavüz dahil olmak üzere çeşitli işkenceler görmüşler. Tarihimizin kara bir lekesi olan mükellefiyet kanunu zamanında yaşananları anlamak için okunması gereken bir roman “Ölümün ağzı.” Yazar son derece etkili ve akıcı bir dille yazmış.
Ölümün Ağzıİrfan Yalçın · H2o Kitap · 2020169 okunma