Konuştuğunuz dilden, sahip olduğunuz dinsel inançlardan ya da derinizin renginden dolayı insandan daha aşağı bir varlık olarak görüldüğünüzde, karşılıklı tanınmanın yapısında bir çöküş meydana gelir. Benlik ve haysiyet duygusu sadece size bağlı olan bir şey değildir. O, başkaları tarafından tanındığınızda oluşan ve gelişen bir şeydir. Bu çöktüğünde benlik duygunuz zayıflar, öz-saygınızı yitirirsiniz. Ne denli az tanınırsamz, tanınma yönünde o denli büyük bir istek duyarsınız; arzularımızı güdüleyen şey yokluktur çünkü. Bu durum ne denli uzarsa, Öteki de o denli düşüncelerinizin ve eylemlerinizin odağı haline gelir. Tanınmayı öylesine çok istersiniz ki Ötekine takıntılı hale gelirsiniz -öteki kendi bakışıyla sizi gerçekte olmadığınız bir şeye sabitlemeye devam ederken bile. Bu bir kısır döngüdür; bu döngüde, tanınma yönündeki çağrılar giderek ümitsiz bir biçim alır. Ötekine, onun sahip olduğu töreler ve moral değerler temelinde çağrıda bulunursunuz, kendi vasıflarınızı inkar ederek hak ettiğiniz tanınmayı kazanmayı umut edersiniz. Özlemini duyduğunuz sevgiyi elde etmek için kendinizden, kendi kimliğinizden nefret edersiniz. Çok sık olarak ırksal ve etnik ayrımcılıkla ilintilendirilen aşağılık kompleksidir bu. Fanon bu kompleksin, aynı zamanda, erkekler ile kadınlar arasındaki kişisel ilişkilerde de kendini gösterdiğini tanıtlar. Bu kompleks, varoluşunuzun her veçhesini etkileyebilmektedir -giyiminizi, konuşmanızı, davranışınızı, hatta düşünmenizi bile. Ötekine odaklanmaya harcanan pozitif enerji, kendi benliğinizi inkar etmeye ve ondan kaçmaya harcadığınız negatif enerjiyle doğru orantılıdır.