Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Hegel'e göre, herkesin ötekinden arzusu kendi varlığının haysiyeti ile değerini tanımasıdır. Bir başka deyişle, ben mutlak olarak tanınmak istiyorum -siz de öyle. Bu, eşitliğin kabulünden çok farklı bir şeydir. Fanon şöyle der: Dolayısıyla insanlığımıza başvurarak -haysiyet, sevgi ve merhamet duygularına başvurarak- siyah insanın beyaz insanla eşit olduğunu kanıtlamak ve kabul etmek kolay olurdu. Fakat bizim amaamız bu değildir. Bizim arzuladığımız şey siyah insanı sömürge ortamında filizlenen her türlü kompleksten kurtarmaktır.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yahudi olma-yan bir toplumda kendileriyle ilgili olarak geliştirilen görüşü alıp içselleştirmişlerdir; böylece bu görüş Yahudileri aşırı belirlemiştir; oysa siyahlar, Fanon'a göre, "aşırı ölçüde dışarıdan belirlenirler" -yani onlar "dış görünüşlerinin köleleridir". Keyfi bir toplumsal kurgu olan sömürgeci tahakküm zamanla belli bir "görme" biçimi yaratır; bu görme biçiminde deri rengi belirleyici bir öneme sahiptir. Birey, kişinin varsayılan siyahlık "olgusu" üzerinden sabitlenir. Bu, sadece sömürgecinin sömürgeleştirilmiş kişiye dair görüşünü değil, aynı zamanda sömürgeleşenlerin kendilerine dair görüşlerini de tanımlar; bunlar Ötekinin bakışıyla "sabitlenir" ve tanımlanır. Onların "varlığı" Öteki tarafından tanımlanır, kendileri tarafından değil. Siyahlar beyazların çarpık bakışlarından ötürü kendilerini "siyah" olarak görmeye başlarlar -beyazlar da bu Ötekini "görme" biçimlerinin sömürgeci ve ırksal hakimiyetin özellikli mahiyetinin bir sonucu olduğundan elbette bihaberdirler. Ve beyaz toplum, "siyahlığı", tasavvur edilebilecek her negatif özellikle ilintilendirmeye teşne olduğu için -bir kez daha, beyazların siyahlar üzerindeki tahakkümünü gerekçelendirmeye duydukları ihtiyacın bir sonucu olarak- siyahlar kendilerini beyazlardan aşağı görmeye başlarlar. Bu nedenledir ki Fanon şöyle yazar: "Siyah insan beyaz insanın gözünde hiçbir ontolojik dirence sahip değildir." Ontoloji varlığın doğasını anlatır -gerçek olanı neyin oluşturduğunun araştırılmasıdır. Fanon bir siyahlık ontolojisinin olmadığını savunur çünkü "siyahlık" "doğal" bir gerçeklik değildir -ne ise o olan bir varoluş biçimi değildir. Siyahlık özgül toplumsal ilişkilerin yarattığı bir kurgudur. Siyahlık üretilir, imal edilir; verili bir şey değildir. Siyahlar ancak beyazlarla ilişkilendiklerinde siyah
Sayfa 51·Kitabı okudu
Fanon, yine de, 1944 güzünde güney Fransa'nın işgal edilmesine katıldı. Amerikan kuvvetlerinin kıyıları emniyet altına almasından bir süre sonra içinde Fanon'un da bulun-duğu birlikler St. Tropez yakınlarında sahile çıktı. Fanon'un birliği daha sonra daha da kuzeyde, Mantbéliard'ın yakının-daki Doubs bölgesinde şiddetli çarpışmalara girdi. Bu muha-rebelerden birinde Fanon şarapnel parçalarının kendisine isa-bet etmesi sonucu ciddi şekilde yaralandı, iki ay hastanede yattı. Bu olaydan ötürü kendisine Bronz Yıldız nişanı verildi -ironiktir, nişanı Fanon'a takan kişi daha sonraları Cezayir'de FLN'ye karşı savaşan Fransız birliklerine komuta eden Albay Raoul Albin Louis Salan'dı. Fanon hastaneden taburcu olduk-tan sonra tekrar birliğine katıldı ve 1945'in ilk aylarında Alsas Muharebesinde çarpıştı. Fakat artık böylesi bir savaşta yer almaktan bütünüyle iğrenir hale gelmişti. Fransızlar için sa-vaşmanın onurlu hiçbir yanının olmadığı sonucuna varmıştı. Erkek kardeşi Joby'ye yazdığı mektupta "Kendimi aldatılmış hissediyorum ve hatalarımın bedelini ödüyorum... Her şey-den tiksiniyorum" diyordu. Césaire haklıydı; Fransızlar için savaşmak "haklı bir davanın" parçası değildi.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Yeni bir benlik duygusu ortaya çıktı. Kültürel bir fenomen, yani siyah kimliğinin oluşması, aslında, toplumsal bir karşı-akışın bir parçası, Martiniklileri "siyah" diye kötüleyen çok sayıda beyaz Avrupalının aniden içeriye akmasına verilen bir tepkiydi. Fanon'un daha sonra felsefi çalışmalarında geliştir-diği şey -"sömürgeleştirilmiş özneyi imal eden ve imal etmeye de devam eden, sömürgecinin kendisidir"- ilk başta tam da Martinik'te, Fransız donanmasının 1939'da adaya varmasının ardından yaşadığı deneyimle doğrulanmıştı.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Martinik on yedinci yüzyıldan beri (belli dönemlerde Britan-ya'nın egemenliği altına girse de) bir Fransız sömürgesiydi. Şekerkamışı 1920'lere dek adanın en önemli ihraç ürünüydü -ilk başlarda bu, Afrikalı kölelerin emeği sayesinde mümkün olmuştu. Kölelik 1848'de kaldırıldı ama nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan siyahların madun pozisyonu büyük öl-çüde değişmeden devam etti. Siyasal ve ekonomik güç gene békélerin -beyaz Fransızların torunları olan békéler Fanon'un doğduğu yılda adanın toplam 150.000 olan nüfusunun sadece 2.000 kadarını oluşturuyordu- elindeydi. Gelgelelim, békélerin bu ayrıcalıklı pozisyonuna rağmen, Fanon başka sömürgelerde ya da ABD'nin Güneyinde görüldüğü üzere katı ayrımcılık ile hoyrat bir ırkçı zulmün hüküm sürdüğü bir toplumda yetişmedi. Sonraki yıllarda yazdığı şu satırların gösterdiği gibi: "Martinik'te kemikleşmiş ırksal konumlanmalara pek sık rastlanmaz. Burada ekonomik ayrımcılık ırk probleminin üstünü örtmüştür ve verili bir toplumsal sınıfta bu, bütün verimli anekdotların üzerindedir. İlişkiler deri rengine yapılan vurgu-lamalara göre değişmez... Martinik'te şu ya da bu kişinin aslında siyah olduğuna dikkat çekildiğinde buna, horgörü olmaksızın, nefret olmaksızın değinilir. Söylenen sözün anlamını kavramak için Martinik ruhu denen şeye alışkın olmanız gerekir."
Sayfa 27·Kitabı okudu