(...)Askerlerin gazabına uğrayan barmen bir kenara çekilmişti, onun yerine bakan adam veriyordu içkileri şimdi.
Anastasya, yarılan dudağını diliyle yokladı, ağzında biriken kanı yutmamak için yere tükürdü ve kendi kendine söylendi:
"...rospu çocukları kafayı tütsülüyor gene..."
Askeri polisin geldiğini görünce Anastasya'nın yanından uzaklaşan ve yandaki dar sokağa kaçan ufaklık, tehlikenin geçtiğini anlayıp tekrar dönmüştü oraya...
"Teyze bu sefer düştün yere!.."
"Dua et, sersem... Düşseydim ölürdüm. Görmedin mi, duvara tutundum ama düşmedim yere... Bırakmayacağım işin peşini, şikayete gideceğim şimdi..."
"Polise mi?" dedi yumurcak.
"Polise gidermiyim hiç!.. Okadar enayi değilim... bizim polislere gidip hak aramak mümkün mü?.. Ölürüm daha iyi... Dudağım yırtıldı, bak, dişlerimde sallanıyor. Sain Clair tapınağına gidip İsa Efendi hazretlerine şikayet edeceğim onları... Allahtan çok yakın kilise..."
"Kilise kapalıdır şimdi..."
"Bende kapıdan söylerim söyleyeceğimi. Koskoca tanrı bu, işitir elbette. Anlaşmamız böyle değildi, diyeeğim ona. Her Cuma ona mum almak için para veriyoruz ama o da korumalı bizi... Ne yani, bizi korunaksız ve kimsesiz bırakmak iyi bir şey mi... Bilhassa bizim gibiler, yeri, yurdu, parası pulu olmayanlar, Yahudi gibi dolaşanlar, bize reva mı bütün bunlar? Hayatta sapsız kaldık, ağzına tüküreyim! Kötü anaların kötü çocukları olup çıktık, kimin yüzünden? Nah, şu 'ecnebi' deyyusların, uğursuzların yüzünden tabii. Sahildeki topraklarımızdan attılar bizi, Muz şirketi kurdular toprağımızın üstünde..."