Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
Gerçeği aramak gayemiz olduğu sürece herkesle tartışmaya açığım.
Arthur Schopenhauer
1821'de Schopenhauer'ın Berlin'den ayrılmasına yardımcı olan olay, itibarını da ilelebet karartacaktı. 21 Ağustos'ta Niederlagstrasse 4'teki iki odalı dairesine geri döndüğünde, iki hafta önce dairenin sahibi dul Becker'a şikayet edip, bir daha olmayacağına dair söz aldığı bir olayla karşılaşır. Başka bir adamın kaldığı diğer odayla kendi odasını birbirine bağlayan antrede üç kadın konuşmaktadır. Schopenhauer dedikodu yapan bu kadınlara antreden ayrılmalarını söyler ve dairesine girer. Kısa bir süre sonra, henüz şapkasını çıkarmamış ve bastonu elindeyken kapıyı açar ve kadınların ona aldırış etmediğini fark eder. Kararlı bir ifadeyle kadınlardan orayı terketmelerini ister. Daha genç olan iki kadın yola koyulur ama üçüncü kadın, yani kırk yedi yaşındaki terzi ve pansiyoner Caroline Louise Marquet ayrılmayı reddederek giderek sinirlenen Schopenhauer'a öfkeli bir şekilde kendisinin "saygın bir kişi" olduğunu söyler. Kadını girişten çıkarmak amacıyla koluna girmesi için ona kolunu uzatarak eşlik ettiğini anlatan Schopenhauer, Marquet'nin orayı terketmesini daha cebri bir şekilde isterken ona "yaşlı kevaşe" der. Orada tam olarak ne olduğu tartışması, yaklaşık altı yıl boyunca yasal sistem içinde yoluna devam eden bir davaya neden oldu. Tartışmalı olmayan bir şey vardı o da Schopenhauer'ın Marquet'yi belli bir şekilde tanımlamış ve antreden güç kullanıp dışarı çıkarmış olmasıydı. Bunu nasıl yaptığı ve bu davranışının Marquet üzerindeki etkisi ise pek açık değildi. Schopenhauer, kadından defalarca odadan çıkmasını istediğini, onun bütün gücüyle bunu reddetmesiyle Marquet'i kolundan tutup çıkardığını iddia ediyordu. Yine iddiasına göre, odadan çıkmamakta kararlı olan kadını tam çıkardığı sırada, kadın içerde eşyalarının kaldığını söyleyerek bağırmaya başlamıştı. Schopenhauer
Biyografi
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer çokeşliliğin bu problemi çözüp Avrupa'yı bu bahtsız kadınlardan kurtarmakla kalmayıp alay edercesine Benares'in kutsal maymunlarıyla kıyasladığı (burada Nietzsche'nin de kullanacağı bir terim ortaya atar) "Hıristiyan Cermen Aptallığı"nın ürünü Avrupa medeniyetinin ucubesi Avrupalı Leydi'yi de ortadan kaldıracağını ileri sürer. Bu Leydilerin ev hayatına çekilerek cinsiyetlerine uygun bir şekilde itaatkar hale getirilmeleri gerekmekteydi. Schopenhauer'ın hayali sinsiceydi: bu kadınlar, itibar talep edemeyecek ve sınıflarının küstahlığını gösteremeyeceklerdi. Onların kız kardeşlerinin daha mutlu olacağını çünkü zengin kocalarla evlenebileceklerini düşünüyordu.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer yaşama istencinin en güçlü ifadesinin cinsel dürtü olduğunu ve genç kadınların sıklıkla kocalarına sadık kalmadıklarını ve dolayısıyla aldattıklarını teorileştirir. Ancak yaşlandıklarında aldatılan ise onlardır çünkü kocaları başka kadınları aramaya başlamıştır. Erkekler, der Schopenhauer, evliliğin ilk yarısında boynuzlanır, ikinci yarısında ise zamparalık peşindedirler. Schopenhauer'ın teorisine göre tetragami, evliliği, kadın ve erkeğin hayatını iyileştiren bir kuruma dönüştürür çünkü insanların üreme kapasitelerine ve doğal cinselliklerine uygun düşen ve tekeşlilikte bulunmayan yöntemleri vardır. Bütün tarafların maddi ve parasal gereksinimlerini daha rasyonel bir şekilde sağlamalarına olanak tanır. İki genç erkek bir genç kadınla evlenmelidir. Kadının üretkenliği sona erdiğinde, dolayısıyla kocaları için çekiciliğini kaybettiğinde bu iki erkek başka bir genç kadınla evlenmelidir. Böylece "bu genç kadın iki adamı da ihtiyarlatır". Schopenhauer'ın düşüncesine göre bu tip bir evlilikte ciddi ölçüde maddi bir avantaj vardır. Başlangıçta iki genç erkeğin geliri küçüktür, yalnızca tek bir kadına ve onun küçük çocuklarına bakmak zorundadırlar. Sonra zenginlikleri arttıkça, iki kadına ve daha çok çocuğa bakabilir hale gelirler. Filozof, tetragamide çeşitli gerilimler olabileceğini düşünüyordu. Tetragamide insan sayısının çokluğu yüzünden, tekeşlilikten daha fazla kıskançlık ve kavgalar olabilirdi. Ancak tekeşli bir evlilikte nasıl öğreniyorlarsa, bu dörtlü ilişkiye katılan kadınlar ve erkekler de uyum sağlamayı öğrenebilirlerdi. Erkekler, babası olduklarından şüphelendikleri çocuklarla kendileri arasında benzerlikler arayabilirdi; nitekim babalık konusunda alaycı bir yaklaşım geliştiren Schopenhauer "zaten şimdi de her zaman kesin olmuyor" diyordu.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer, aşkın "yalnızca cinsel dürtüden kaynaklandığını" iddia ediyordu. Küçümsediği Marquet ise Schopenhauer'ın kibir nesnesiydi. Filozof, kibrin yalnızca istençten kaynaklandığını iddia ediyordu.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer'ın Adele'ye Byron olayından bahsetmemesi o kadar şaşırtıcı bir şey değildi. Eğer kardeşine bu olaydan bahsetseydi, ona yazdığı mektuplarda yarattığı kadınların tercih ettiği adam imajını yok etmiş olacaktı. Adele'ye zengin sevgilisinden bahsetmişti; kardeşi de kadının sosyal mevkiinden ve onunla Almanya'ya gelip gelemeyeceğinden endişe ediyordu. Adele, Schopenhauer'a sahici aşkı bulmuşsa sevgilisini elinde tutması için elinden geleni yapmasını salık verdi. Adele, kardeşinin aşksız iki ilişkisini de düşünerek, aynı zamanda bu konudaki korkusunu da ifade etti; kardeşinin böyle bir ilişki yaşamasını istemiyordu. Adele, Schopenhauer'a ayrıca Dresden'de bıraktığı mutsuz kızı ve duygusal eğilimlerinden kaynaklanan üzücü olayları da hatırlattı. "Bizim cinsimizin pespaye ve harcıalem olanlarıyla zamanını öldürmeye devam ederek bir kadına değer verme yeteneğini kaybetmemelisin" diye ağabeyine çıkışmakla birlikte şu dileğini de belirtti: "Bir gün, benim hiçbir zaman anlayamayacağım o azgınlıktan daha derin duygular besleyebileceğin bir kadınla beraber olmanı Tanrı'dan dilerim." Adele, ağabeyinin davranışlarından üzüntülü olduğu kadar felsefesinden de rahatsızdı. Ağabeyinin kitapları hakkında söylenilenlere çok dikkat ediyordu ama aynı zamanda bundan ödü patlıyordu. Felsefi düşüncelerini tamamen acayip bulmuyor, kendisini çok ciddi bir Hıristiyan olarak da addetmiyordu ama ağabeyinin din hakkındaki görüşlerine itiraz ediyordu; aralarındaki bu farklılık, onu üzüyordu. Din hakkındaki görüşlerinin, üniversite ya da devlet nezdinde bir iş aradığında Schopenhauer'ı zora sokacağından endişe ediyordu. Arthur'un kitabında insanlığı hor gören küstahça üslubuyla birlikte davranışlarının, anlamlı bir ilişkiye sahip olmasını tamamen engellemesinden endişe duyuyordu. Bununla
Biyografi