Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
Gerçeği aramak gayemiz olduğu sürece herkesle tartışmaya açığım.
David E. Cartwright
Schopenhauer'ın ampirik ve üstün bilinç üzerine düşünceleri onu, kişiyi bu gelip geçici ıstırap ve keder dünyasına neyin bağladığını ve onu bu gözyaşı vadisinden neyin kurtaracağını düşünmeye itmiştir. Çok sevdiği Sterne'den şu alıntıyı yapmıştır: "Şehvet kadar ciddi bir tutku yoktur". Şehvetin ciddiliği hayvansallığın ciddiliğidir ve hayvanlar gülmez. Çiftleşen çiftler bu ciddiyeti ifade eder, eylem devam eder ve böylece bu dünyayı olumlar. Gerçekten "bu olumlamanın (zamansal bilincin) amacı cinsel dürtünün tatminidir." Hatta, seçkin ve harikulade insanların cinsel ve zihinsel faaliyetlerinin aynı zamanda doruğa ulaştığı bazı anlar olur, bu zamanlarda akıl yine sadece araçsal bir rol oynayabilir: "Lakin, hayatın bütünlüğünü kendi birliği içinde algılama yetisi olarak, zamansal ve üstün bilinç arasındaki bağ olarak ... akıl, tarihsel olarak bu iki ilkeyle de ilişkilidir. ... Bilinç açgözlülüğe kapıldığı anda akıl, üstün bilinçten kaynaklanan 'diğer yöne dönme' düsturunu etkili bir biçimde kendine sunabilir. Bununla birlikte, akıl yetisi bu türden bir düsturu ancak canlı arzuya karşı cansız bir kavram olarak engelleyebilir, fakat onu böyleymiş gibi sunar ve seçimi olanaklı, yani bunun koşulu olarak özgür kılar."
Biyografi
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
David E. Cartwright
Bu yüzden Schopenhauer, aklın spekülatif kullanımının "bütün yanlışların kaynağı" olduğunu ve "teorik aklın spekülatif kullanımının dogmacı, ampirik kullanımının Faust'taki Wagner gibi ... sıradan bilgini ortaya çıkardığını" söylemiştir. Kant'ın spekülatif aklı eleştirisinin inanca yer açmasına rağmen, pratik akıl kendi ayakları üzerinde durmuştur. Ama Berlin öğrencisine göre pratik akıl sorunluydu. Ne akıl ahlaki yasaları keşfeder ne de ahlak akla uygun olana yol gösterir: "Geçerli ahlaki unsuru akıldan yola çıkarak türetmek hakarettir. Her türlü aklın ötesinde olan üstün bilinç, fiilen kutsallık biçiminde kendini göstererek ahlaki unsurda ortaya çıkar ve dünyanın gerçek kurtuluşudur. Aynı bilinç, sanatta kendisini deha olarak, dünyevi yaşam için bir teselli olarak ifade eder." Akıl araçsaldır ve failinin hedeflerine hizmet eder. Hedef kötülük olduğunda, akıl bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli araçları tasarlamaya yarar. Bu yüzden "akıl, ahlakın kaynağı olmaktan o kadar uzaktır ki, tek başına bizim kötü olabilmemizi sağlayabilir ... " Bunun tersine, "üstün bilinci, her zaman kendini ifade edebilecek kadar canlı olan ve duygularının kendisine tamamen egemen olacak kadar güçlü olmasına asla izin vermeyen, çok erdemli bir insan olarak düşünmek de mümkündür. Yani, bu insan, araç olarak ahlaki ilkeleri ve düsturları kullanan akıl aracılığıyla değil, her zaman üstün bilinçle doğrudan yönlendirilir. Dolayısıyla, zayıf akıl ve anlağa rağmen, yüce bir ahlaksallık ve iyilik mümkündür .... "
Biyografi
David E. Cartwright
Daha da kötüsü, teolog Schleiermacher bir kişinin dindar olmadan filozof olamayacağını iddia ettiğinde, müstakbel filozof buna sertçe karşı çıkacaktı: "Dindar olan hiç kimse f[elsefe]yle uğraşmaz; buna ihtiyacı yoktur. Gerçekten felsefe yapan hiç kimse dindar değildir, o, kılavuzu olmadan tellerin üzerinde, tehlikeli ama özgür bir şekilde yürümeye devam eder."
Biyografi
David E. Cartwright
1831'de günlüğüne korkunç yalnızlığını ve bir "insan"la karşılaşamadığını yazdıktan sonra şöyle der: "Yalnızlık içinde kaldım; ancak dürüstçe ve içtenlikle söyleyebilirim ki bu benim suçum değildi, çünkü ben kalbi ve aklı insan olan kimseye sırtımı dönmedim, kimseden uzak durmadım. Sadece aklıevvel, kötü kalpli ve yeteneksiz zavallı sefillerle karşılaştım. Her biri benden yirmi beş ile kırk yaş daha büyük olan Goethe, Fernow ve muhtemelen F. A. Wolf ile birkaç kişi daha bunun istisnasıydılar."
Biyografi
David E. Cartwright
Schopenhauer, giriş derslerinde Fichte'yi can kulağı ile dinliyordu. Daha sonra, derste anlatılanları yapısal bir bütün haline getirme kısmı geldiğinde, kendi düşüncelerini de araya sıkıştırıyordu. Başlangıçta, bahsedilen konuyu ya da fikri anlamamışsa, kendini suçluyordu. Ancak bu tavır, Fichte'nin dersleri devam ettikçe değişti. Yine de anlamadığı bir nokta olduğunda, bunu Fichte'nin söylediği bir şeyi yakalayamaması olarak değerlendiriyordu: "Bu anlaşılması güç bir konu ve yeterince açıklanmış değil. Fichte'nin sunumu oldukça net ve doğrusu yavaş yavaş konuşuyor; belki de söylediği bazı şeyleri ben kaçırmışımdır." Kısa süre içinde, Fichte'nin kendisini tekrar ettiğini, aynı fikirleri farklı kelimelerle dile getirdiğini fark etti; bunu da oldukça dikkat dağıtıcı bulmuştu. Fichte öğrencilerini kendi fikirlerini oluşturmaları konusunda teşvik etse de, Schopenhauer'ın çok kısa bir süre içinde, hem de hocasının söylediklerine zıt fikirler geliştirdiğini bilse, oldukça şaşırırdı. Dolayısıyla Fichte, dehanın kutsal, deliliğin hayvansal olduğunu, sağlıklı bir idrakin ise bu iki uç arasında bir yerde olduğunu söylediğinde, Schopenhauer konu üzerine şu sonuçlara varmıştı: Deha deliliğe, sağlıklı bir idrake olduğundan, delilik ise dehaya, hayvansallığa olduğundan daha yakındır.
Biyografi