Schopenhauer, giriş derslerinde Fichte'yi can kulağı ile dinliyordu. Daha sonra, derste anlatılanları yapısal bir bütün haline getirme kısmı geldiğinde, kendi düşüncelerini de araya sıkıştırıyordu. Başlangıçta, bahsedilen konuyu ya da fikri anlamamışsa, kendini suçluyordu. Ancak bu tavır, Fichte'nin dersleri devam ettikçe değişti. Yine de anlamadığı bir nokta olduğunda, bunu Fichte'nin söylediği bir şeyi yakalayamaması olarak değerlendiriyordu: "Bu anlaşılması güç bir konu ve yeterince açıklanmış değil. Fichte'nin sunumu oldukça net ve doğrusu yavaş yavaş konuşuyor; belki de söylediği bazı şeyleri ben kaçırmışımdır." Kısa süre içinde, Fichte'nin kendisini tekrar ettiğini, aynı fikirleri farklı kelimelerle dile getirdiğini fark etti; bunu da oldukça dikkat dağıtıcı bulmuştu. Fichte öğrencilerini kendi fikirlerini oluşturmaları konusunda teşvik etse de, Schopenhauer'ın çok kısa bir süre içinde, hem de hocasının söylediklerine zıt fikirler geliştirdiğini bilse, oldukça şaşırırdı. Dolayısıyla Fichte, dehanın kutsal, deliliğin hayvansal olduğunu, sağlıklı bir idrakin ise bu iki uç arasında bir yerde olduğunu söylediğinde, Schopenhauer konu üzerine şu sonuçlara varmıştı: Deha deliliğe, sağlıklı bir idrake olduğundan, delilik ise dehaya, hayvansallığa olduğundan daha yakındır.