Her birinin ne kadar dehşet verici olduğu tek tek anlatılabilir fakat örnek olarak tecavüzü düşünelim. Tecavüz, mağduru bedensel hakları ihlal edilmeden önce ve sonra dehşete düşürür. Morarma ve yırtılma da dahil olmak üzere fiziksel yaralanmalar saldırının sık görülen sonuçlarındandır. Hiddet, utanç, özdeğer kaybı ve yakın ilişkiler kurmakta zorluk gibi psikolojik etkiler ömür boyu sürebilir. Mağdur, doğurganlık yaşında bir kadınsa saldırı hamilelikle sonuçlanabilir. Kürtaja ücretsiz bir şekilde ulaşılabilse de hamileliği sonlandırmak kişide psikolojik travma yaratabilir. Hamileliği sonlandırmayıp doğum yapmak psikolojik açıdan daha da ağır sonuçlara yol açabilir. Tecavüz mağdurları saldırganlarından cinsel yolla bulaşan hastalıklar da kapabilirler. Bu hastalıkların birçok zararlı fiziksel etkisi olduğu gibi, psikolojik travmaya da neden olurlar.
Hayatta İyiden Çok Kötü Olmasının Nedeni
İyimserciler büyük ihtimalle bunun tek taraflı bir görüş olduğunu—hayatta sadece kötünün değil iyinin de yer aldığını öne süreceklerdir. Hayatlar genellikle katıksız bir şekilde kötü olmasa da en şanslı insanların bile hayatında iyiden çok daha fazla kötü var. Şanssız olanlar içinse durum daha da kötü ve hayatlarında neredeyse hiçbir şey yolunda gitmiyor.
Hayatlarımız iyiden çok daha fazla kötü içeriyor. Bunun nedeni kısmen kötü şeylerle iyi şeyler arasındaki ampirik farklar. Örneğin, en yoğun hazlar kısa ömürlüdür fakat en ağır acılar çok daha uzun sürebilir. Mesela orgazmlar kısa sürer. Gastronomik hazlar biraz daha fazla sürse de iyi yemeğin hazzı da en fazla birkaç saat sürebilir. Yoğun ağrılar, günler, aylar ve yıllarca sürebilir. Gerçekten de hazlar—sadece en yücesi değil—acılardan daha az ömürlüdür. Kronik ağrı çok yaygındır fakat kronik haz diye bir şey yoktur. Bazı
Çünkü adaptasyon ve karşılaştırma iyimsercilik yanlılığının arka planında çalışan mekanizmalar. İyimsercilik yanlılığını ılımlı hale getiriyor olabilirler ama ortadan kaldırmıyorlar. Dahası, bu diğer özelliklerin tezahüründe de iyimsercilik yanlılığı var. Örneğin, kendimizi bizden iyi durumda olanlarla karşılaştırmaktansa kötü durumda olanlarla karşılaştırma eğilimindeyiz.13 Bu nedenlerle bu üç özelliğin net etkisi yaşam kalitemizi olduğundan yüksek algılamamız. İnsanların bu psikolojik özellikleriyle ilgili çok sayıda kanıt var. Bu her insanın yaşam kalitesini olduğundan yüksek algıladığı anlamına gelmez. Kanıtlar bu olgunun yaygın olduğunu gösterir -evrensel olduğunu değil. Bazı insanlar yaşam kaliteleri hakkında doğru değerlendirme yaparlar fakat bu insanlar azınlıkta ve büyük ihtimalle insan hayatı hakkında benim tatsız görüşüme karşı çıkmayacaklardır.
İnsanların iyi oluşlarıyla ilgili öz değerlendirmeleri bize yaşam kaliteleriyle ilgili güvenilir bir sonuç vermiyor çünkü bu öz değerlendirmeler varlıkları kanıtlanmış üç psikolojik olgudan etkileniyor.
Bunlardan ilki iyimsercilik yanlılığı ya da diğer adıyla Pollyannacılık. Örneğin, insanlardan ne kadar mutlu olduklarını değerlendirmeleri istendiğinde, yanıtları orantısız bir biçimde yelpazenin mutlu tarafında yer alıyor. Sadece küçük bir azınlık kendileri için "pek mutlu değil"2 değerlendirmesini yapıyorlar. İnsanlar diğer insanlara kıyasla iyi oluşlarını değerlendirdiklerinde, tipik olarak "en çok tecrübe edilen seviyenin" üstünde yer aldıkları yanıtını veriyorlar. İki yazarın deyişiyle bu "algıda ilginç bir tarafgirlik."3 İnsanların iyi oluşlarıyla ilgili öz değerlendirmelerinin aşırı derecede iyimserci olması şaşırtıcı değil, çünkü o değerlendirmenin yapıtaşları da aynı şekilde iyimsercilik yanlılığıyla inşa ediliyor. Örneğin insanlar kendilerine gelecekte ne olacağıyla ilgili (aşırı derecede) iyimserler.
Bir yazar bu görüşe "kişinin hayatının anlamsız olduğunu fark etmesinin doğal sonucunun kendisini öldürmek olacağı fikri bir nebze gülünçtür"60 diyerek burun kıvırır. Aslında sosyal aidiyet yoksunluğu, en azından bazılarına göre intiharın ön göstergelerinden en önemlisidir.61 Sosyal aidiyet yoksunluğu kişinin başka insanların bakış açısından hayatının anlamsız olduğunu algılamasının bir sonucudur.