Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." -Herakleitos
Johan Vilhelm Snellman
Özel öğretimin bu keyfiliğinin en çarpıcı kanıtı, çoğu ülkede halen şahısların spekülasyon ruhuna terk edilmiş olan modern kadın eğitimidir (fruntimmersuppfostran). Bu yaklaşım kadının terbiyesini aile dışına taşımakla kalmamış, onun öğretimini de aşırı bir yüzeyselliğin, gösterişin ve kibirin hizmetçisi haline getirmiştir. Bu sözde eğitim hakkında ne kadar olumsuz şey söylense azdır ve yasa koyucu buna karşı mücadele etmek için en güçlü şekilde göreve çağrılmalıdır. Bu yozlaşmış eğitim anlayışı, eğitimli sınıfların aile hayatını vuran ve devletteki çürümeyi başlatan en bereketli kaynaktır. Terbiye aileye, öğretim ise devlete aittir; her ikisinin de görevini yapmayıp bunu kişisel kazanç hırsına terk ettiği yerde, hem aile hem de devlet, üyelerinin ahlaki çöküşü şeklinde bu ihmalin meyvelerini toplamak zorunda kalır. Buradan şu da anlaşılmaktadır: Halk okullarındaki (folkskola) kamusal halk eğitimi, aile içindeki eğitim eksikliğini dolduran geçici bir ikame, hatta İsveç'teki ünlü bir yazar ve bilim insanının iddia ettiği gibi adeta "kötünün iyisi" zorunlu bir fenalık olarak görülmemelidir. Aksine, halk okullarının kurulması medeniyet yolunda devasa bir ilerlemedir; çünkü bu okullar vasıtasıyla çağın genel kültürü ulusun tüm sınıflarına nüfuz eder. Halk okulundaki öğretim çok fazla dersi kapsayamaz, ancak öğrencinin okulu bıraktıktan sonra kendi eğitimini kendisinin sürdürebilmesi için bilgiye karşı bir şevk ve arzu uyandırmaya odaklanmalıdır.
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Johan Vilhelm Snellman
Bundan, dinin bir insanın kamusal faaliyeti üzerinde hiçbir etkisi olmadığı sonucu elbette çıkarılamaz. Dinin dünyevi şeylerin kusurluluğu karşısında sunduğu teselli bile, insan zihnini güvenle çalışmaya teşvik eder. Dinin her ahlaki emri insanı mükemmelleştirmeyi amaçladığı için, kişinin içinde bu yönde bir çaba uyandırmalı ve toplumsal kurumlardaki eksiklikleri daha iyi olanlarla ikame etme niyetini beslemelidir. Dolayısıyla bir din, Tanrı kavramını ne kadar saf sunarsa ve bunun sonucunda insanın vizyonunu ne kadar yükseğe koyarsa, o dine inanan uluslar o kadar hızlı gelişecektir. Buradan, ilk olarak, dini bir terbiyenin devlet için de ne kadar önemli olduğu anlaşılır. İkinci olarak, bir ulus medeniyette ilerledikçe, yasa ve geleneklerin dinin emirleriyle giderek daha fazla uyumlu hale gelmesi gerektiği, buna karşılık dini zihniyetin kamusal alandan ziyade özel hayata ve aileye doğru çekileceği sonucu çıkar. Atalarımız Tanrı adına nice zalimce kamusal kararlar alır, dualar ve şarkılar eşliğinde insan asar ve yağmalardı; bugün ise ne duaya ne de şarkıya ihtiyaç duymadan okullar ve bakımevleri inşa ediyor, köleliği yalnızca insanlık adına ortadan kaldırıyoruz.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
İlk unsur olan doğal dürtüye gelince; bununla yalnızca kaba, duyusal bir uyarılmanın gücü kastedilmek zorunda değildir. Bu uyarılmanın tüm cinsel sevgilerin içinde yer alması gerektiği gibidir; çünkü soyun fiziksel gücü de onun gücüne bağlıdır. Ancak bu dürtünün hedeflediği amaç [üreme], temiz bir zihinde o dürtüyü zaten arındırır. Hayat vermek, benzer bir varlığı bilince çağırmak, kendi başına doğal bireyin faaliyetinin en yüksek zirvesidir. İnsanın bu süreçte, yaşamı kendi sonu anlamına gelen soya (türe) hizmet etmesi, aynı doğa sürecinde yaşamı ve ölümü birleştirir. Doğrudan bir sezişle birleşen bu iki uğrak (moment), bu duyguyu aynı anda hem bencil hem de fedakâr kılar; öyle ki her iki eş de en derin arzularıyla kendilerini birbirlerine adarken, aynı zamanda dışlayıcı bir biçimde birbirlerine sahip olmayı talep ederler. Gençlik sevgisini, hayatın ve ölümün arkasında titreyerek sezdiği bir perdenin önünde duruyormuş gibi görünen bu duygudan başka bir şey olarak görebilir miyim, bilmiyorum. Bu duygu doğası gereği şiirseldir (poetiktir) ve bu nedenle aşıkların eğitim ve kültür seviyelerine göre hayal gücü tarafından az çok uçucu ve poetik bir şekle büründürülür. Gençlik sevgisinin nesnesini [sevgilisini] seçmediği, aksine kaderin karşısına çıkardığı nesneyi o ateşli bağlılığı haklı çıkarabilecek tüm kusursuzluklarla donattığı evrensel bir deneyimdir. Bu sevgi, zirve noktasındayken en olağanüstü kahramanlıkların, en asil fedakarlıkların kaynağı olmuş; fakat aynı zamanda tutkunun en vahşi patlamalarına da yol açmıştır. Kurduğu evlilikler ya en mutlusu ya da en mutsuzu olmuştur; her iki durum da onun yalnızca karanlık bir arzudan (dunkel åtrå) ibaret olmasının bir sonucudur. Bu arzu, kendini adayan bir coşku olarak tüm asil şeyler için yanarken; mantıksız, egoist bir
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Son zamanlarda, evliliğin süresi konusunda keyfi bir özgürlük talep edenler, ahlak ilkesi olarak yalnızca "mutluluk" (lycksalighet) kavramından yola çıkmış ve böylece ahlakiliğin (sedlighet) özünü tamamen gözden kaçırmışlardır. İnsanın şüphesiz mutluluğu talep etme hakkı vardır; ancak aklın ve ahlakın nesnel bağlarını (förnuftets och sedlighetens objektiva band) fırlatıp attığı, kendi ahlaki yetkinleşmesiyle kendini bu bağların zorunuluğundan özgür kılmadığı sürece o mutluluğu elde etmekten acizdir. Çünkü insan o anda arzularının kölesi olur; irade özgürlüğünü yitirerek eylemleri ve geleceği hakkında rasyonel kararlar verme yetisini kaybeder. Bu şekilde [keyfi ve geçici bağlarda] gerçek evlilik sevgisinin ve ahlakiliğin bulunabileceği iddiası boş bir iddiadan ibarettir; zira evlilikte ailenin amacını ve dolayısıyla çocukların sevgi dolu eğitimini karşılamayan her duygu sahtedir. Evliliğin kolayca feshedilebilir olmasının kadını daha az bağımlı kılacağı iddiası da aynı şekilde yanlıştır. Kadın için de erkek için de ahlaki iradenin özgürlüğünden başka bir özgürlük yoktur. Üstelik kadının dışsal çekiciliğinin genel olarak erkeğinkinden daha erken solması ve her doğumun bu azalışı hızlandırması gibi doğal bir nedenden ötürü, kadın kısa sürede dul kalma riskiyle karşı karşıya kalır; kaldı ki deneyimlerin gösterdiği üzere, kadın kırk yaşına geldikten sonra yapılan bir evlilik, evliliğin fiziksel amacını bile nadiren yerine getirebilir. Dolayısıyla, daha yüksek bir evlilik mutluluğuna dair vaat edilen avantajlar burada mevcut değildir; aksine aile bu yüzden yok olup gidecektir. Özgür evliliğin yanı sıra mülkiyet ortaklığını savunan ve çocukların eğitimini devlete devretmek isteyenler tutarlı bir yol izlemektedirler. Ancak böyle bir devlette, devlet biçimi her şey, insan ise
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Kadın ve erkeğin soyun devamı için birleşmesi doğal bir dürtünün sonucudur ve sadece bu açıdan bakıldığında, tüm soyları ayakta tutan aynı doğa yasasına bağlı sayılmalıdır. Fiziksel olarak çaresiz olan çocuğun ortak bakımı için her iki eşi hâlâ bir arada tutan sevgi de hayvanlarda da bulunan doğal bir dürtüdür. Ancak tüm bunlar, doğallıkla aileyi olması gereken şey, yani ahlaki bir topluluk (sedligt samhälle) yapmaz. Çünkü doğa felsefesi açısından soy sürecine ne kadar büyük bir önem atfedilirse atfelsin, bu süreç, ahlaki eylemi birlikte oluşturan moralite (moralitet) ve legalite (legalitet) uğraklarının hiçbirini barındırmaz. Ailenin ahlaklılığı, yalnızca ebeveynlerin çocuklarını akıl ve ahlaka uygun olarak —ya da günlük dilde denildiği gibi, toplumun değerli vatandaşları olarak— yetiştirmek yönündeki sevgi dolu bağlılıklarında aranmalıdır. Çünkü bu sayede yetiştirici, bir yandan doğal arzudan ve keyfiyetten bağımsız, nesnel bir amaca sahip olur; diğer yandan bu nesnel bağdan özgürleşir, çünkü çocuklara duyulan doğal sevgi, onların tinsel gelişimi için sevgi dolu bir kaygıya dönüşerek soylulaşır ve bu bağın yüklediği sorumlulukları özgürce yerine getirir. Aynı şekilde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisi de itaatteki zorlama görünümünü ortadan kaldırır ve doğrudan bir duygu olarak ailenin özünü oluşturan ahlaklılığı onlara da yayar. Ailenin amacı devletin dışında aranmak istenseydi, aile ahlaki olmazdı. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere, devletin dışında hak ve haksızlık için hiçbir en yüksek norm, dolayısıyla hiçbir ahlaklılık yoktur; bu yüzden insani kültürün her ulusun geleneğinde ve bilgisinde sahip olduğu belirli form dışında, aileye de bireye de genel insani bir amaç atfedilemez. Aynı şekilde, birine sadece genel insani bir eğitim vermeyi istemek ne kadar
Felsefe