Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." -Herakleitos
Johan Vilhelm Snellman
Eğer insanın ancak rasyonel (akla uygun) olduğu ölçüde özgür olduğu ve aklın da bireyin anlık hevesi veya kaprisi olmayıp, evrensel olarak geçerli olması gerektiği kabul edilirse; insanın, evrensel olarak geçerli olanı yaptığında aslında kendi gerçek özgürlüğünü gerçekleştirdiği de anlaşılır. Ve yasa, kendi içsel gücüyle, evrensel olarak geçerli olan şey olduğunu pozitif olarak kanıtlar. Bu yüzden yasa, gerçek ve rasyonel özgürlüğe değil, yalnızca bireysel keyfiyete (godtycket) pranga vurur. Dolayısıyla insanın medeni toplumda, tıpkı ailede ve genel olarak devlette olduğu gibi, feda etmesi gereken şey özgürlüğü değil, kendi keyfiyetidir.
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Johan Vilhelm Snellman
Pozitif yasanın çok sayıda yasak içermesi nedeniyle, yasanın genellikle bir geleneği yasa olarak ilan etmek için değil, yalnızca ahlaksızlığı/kötü geleneği (osed) önlemek amacıyla yapıldığı düşünülebilir. Oysa gerçekte, yasa kötü geleneği yasakladığında bile, yasanın varlığı, iyi geleneğin mevcut olduğunu, onun iyi ve akla uygun kabul edildiğini kanıtlar. Yasanın, toplumdaki bir veya birkaç bireyin kişisel iradesiyle ortaya çıktığı yanılgısına düşülmemelidir. Yasama faaliyeti şüphesiz çoğunluğa değil, en yetkin olanlara (de bästa) aittir. Ancak, eğer yasa yürürlükte kalma gücüne sahipse ve dolayısıyla ulus tarafından akla uygun olarak tanınıyorsa, bu durum —buyrukları ulustaki az çok yaygın bir kötü geleneğe yöneltilmiş olsa bile— onun ulusal iradeyle (nationalviljan) uyumunu kanıtlar. Ulusun kitleleri ne kadar düşük bir eğitim düzeyine sahipse, bu durum o kadar sık yaşanır.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Medeni toplumu devletten ayırmanın en kolay yolu şu ifadedir: İnsan, diğer toplum üyelerinin özgürlüğünü ihlal etmeksizin kendi kişisel amaçları ve varlığını sürdürmek için çabaladığı sürece medeni toplumun bir üyesidir; buna karşılık, doğrudan doğruya genel olanı —yani devletin bizzat varlığını ve bekasını— faaliyetinin nesnesi haline getirdiği, ancak bunu yaparken kendisi de devletin elinde özgür olmayan bir araca veya salt bir vasıtaya dönüşmediği sürece devletin (statsborgare) bir üyesidir. Medeni toplumun üyesi (medborgaren), kendi kişisel çıkarı için çalışarak dolaylı yoldan kamusal yarara hizmet eder; devletin üyesi (statsborgaren) ise doğrudan kamusal yarar için çalışarak kendi kişisel çıkarını gözetir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Özel öğretimin bu keyfiliğinin en çarpıcı kanıtı, çoğu ülkede halen şahısların spekülasyon ruhuna terk edilmiş olan modern kadın eğitimidir (fruntimmersuppfostran). Bu yaklaşım kadının terbiyesini aile dışına taşımakla kalmamış, onun öğretimini de aşırı bir yüzeyselliğin, gösterişin ve kibirin hizmetçisi haline getirmiştir. Bu sözde eğitim hakkında ne kadar olumsuz şey söylense azdır ve yasa koyucu buna karşı mücadele etmek için en güçlü şekilde göreve çağrılmalıdır. Bu yozlaşmış eğitim anlayışı, eğitimli sınıfların aile hayatını vuran ve devletteki çürümeyi başlatan en bereketli kaynaktır. Terbiye aileye, öğretim ise devlete aittir; her ikisinin de görevini yapmayıp bunu kişisel kazanç hırsına terk ettiği yerde, hem aile hem de devlet, üyelerinin ahlaki çöküşü şeklinde bu ihmalin meyvelerini toplamak zorunda kalır. Buradan şu da anlaşılmaktadır: Halk okullarındaki (folkskola) kamusal halk eğitimi, aile içindeki eğitim eksikliğini dolduran geçici bir ikame, hatta İsveç'teki ünlü bir yazar ve bilim insanının iddia ettiği gibi adeta "kötünün iyisi" zorunlu bir fenalık olarak görülmemelidir. Aksine, halk okullarının kurulması medeniyet yolunda devasa bir ilerlemedir; çünkü bu okullar vasıtasıyla çağın genel kültürü ulusun tüm sınıflarına nüfuz eder. Halk okulundaki öğretim çok fazla dersi kapsayamaz, ancak öğrencinin okulu bıraktıktan sonra kendi eğitimini kendisinin sürdürebilmesi için bilgiye karşı bir şevk ve arzu uyandırmaya odaklanmalıdır.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Bundan, dinin bir insanın kamusal faaliyeti üzerinde hiçbir etkisi olmadığı sonucu elbette çıkarılamaz. Dinin dünyevi şeylerin kusurluluğu karşısında sunduğu teselli bile, insan zihnini güvenle çalışmaya teşvik eder. Dinin her ahlaki emri insanı mükemmelleştirmeyi amaçladığı için, kişinin içinde bu yönde bir çaba uyandırmalı ve toplumsal kurumlardaki eksiklikleri daha iyi olanlarla ikame etme niyetini beslemelidir. Dolayısıyla bir din, Tanrı kavramını ne kadar saf sunarsa ve bunun sonucunda insanın vizyonunu ne kadar yükseğe koyarsa, o dine inanan uluslar o kadar hızlı gelişecektir. Buradan, ilk olarak, dini bir terbiyenin devlet için de ne kadar önemli olduğu anlaşılır. İkinci olarak, bir ulus medeniyette ilerledikçe, yasa ve geleneklerin dinin emirleriyle giderek daha fazla uyumlu hale gelmesi gerektiği, buna karşılık dini zihniyetin kamusal alandan ziyade özel hayata ve aileye doğru çekileceği sonucu çıkar. Atalarımız Tanrı adına nice zalimce kamusal kararlar alır, dualar ve şarkılar eşliğinde insan asar ve yağmalardı; bugün ise ne duaya ne de şarkıya ihtiyaç duymadan okullar ve bakımevleri inşa ediyor, köleliği yalnızca insanlık adına ortadan kaldırıyoruz.
Felsefe