Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." -Herakleitos
Johan Vilhelm Snellman
Sadece mülkiyetin değil, kişisel özgürlüğün de korunması ceza hukukuna bağlı olduğundan; ceza hukuku, baskıcı bir yönetimin elinde tüm siyasi özgürlükleri boğmanın bir aracı haline gelebileceği gibi, gevşek bir yargı sistemi yüzünden genel bir güvensizliğe de yol açabilir. Ancak ceza hukukunun uygulanması her zaman belirli bir eylemi gerektirdiğinden, bu alandaki bir yargı yozlaşması medeni özgürlük için daha az tehlikelidir. Buna karşılık, keyfi bir medeni yargı sistemi tüm hukuki ilişkileri darmadağın eder; çünkü halihazırda var olan ve yargıç tarafından zaten tanınmış olan hukuki ilişkiler keyfi olarak tersyüz edilir. Böyle bir durumda yargı kendi kendini yok eder ve mülk sahibi olan hiçbir vatandaş, yargı adına uygulanan baskıdan emin olamaz. İlk durumda (ceza hukukunun kötüye kullanılmasında), yönetimin siyaseti veya zayıflığı nedeniyle yasanın geçerliliği belirli bir eylem için askıya alınır; ancak toplum var olduğu sürece yasa tamamen ortadan kalkmaz. İkinci durumda ise (medeni hukukun keyfileşmesinde), varlığı zaten yasanın eseri olan mevcut toplumsal ilişkiler ortadan kalkar ve genel bir hukuksuzluk (hak yoksunluğu) dönemi başlar.
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Johan Vilhelm Snellman
Sağduyu, tıpkı yasanın kendisi gibi yargılamanın da aleni (açık) olmasını buyurur (*). Çünkü bu sayede yargılamanın adaletine olan güven büyük ölçüde artar, aynı zamanda kötü niyetli olabilecek bir yargıcın yasa hükümlerini arkadan dolanması zorlaşır. Bir hükümet için düzen ve huzuru korumanın, halka yargılamanın adaletine dair güven aşılamaktan daha kesin bir yolu yoktur; bu yüzden bu güveni ayakta tutabilecek hiçbir şey ihmal edilmemelidir. Sivil özgürlük, siyasi özgürlükten sonsuz kat daha önemlidir; çünkü ilkinin yokluğu, en düşük gelişim düzeyindeki halk tarafından bile derinden hissedilir. Cumhuriyetlerin tarihi, ikincisi oldukça genişken, ilkinin ne kadar sık eksik olduğunu ve devlet düzeninin yıkılmasının, hatta bazen devletin çöküşünün bundan kaynaklandığını gösterir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Machiavelli, bir hükümdarın kendini nasıl sevdirmesi değil de korkutması gerektiğini anlattıktan sonra şunu ekler: "Bu, uyruklarının mülkünden ve kadınlarından uzak durmasıyla olur"; "çünkü insanlar babalarının ölümünü, miraslarının kaybından daha kolay unuturlar." Bu sert bir ifade gibi tınlar, ancak hem doğru hem de haklıdır. Çünkü insan, kaçınılmaz olanın önünde eğilmek zorundadır ve artık geri alınamayacak olanı unutabilir. Ancak yapılmış bir adaletsizliği onaylayamaz ve bu adaletsizlik dışsal bir mülkiyete yönelik olduğunda ve henüz ortadan kaldırılması mümkünken, hakkını talep etmesi doğrudur; çünkü o, bununla birlikte bizatihi doğru olanı talep etmektedir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Bu inanç, yasanın geçerli olduğu ve sivil özgürlüğün bulunduğu her devlette geneldir. Yasanın gücü kendi adına bu inanca dayanır ve o, yasanın hükümlerini en yüksek hak kılar. Bu durum, her şeyden çok, yasanın tesadüfi olmadığını, aksine bir ulusun gelişimini ve doğruya dair bilincini gerçekten ifade ettiğini kanıtlar. Bu nedenle, aristokratların, rahiplerin vb. sert yasalar yoluyla bir halkı cehalet ve kölelik içinde tuttuğundan bahsedildiğinde; bu, sanki birkaç aristokratın bir ulusu süt ve balın aktığı bir Kenan diyarı yerine sert bir iklime sahip kısır bir ülkeyi seçmeye zorladığını söylemek kadar ahmakça bir muhakemedir. Bir ulusa, onun kültürel gelişim derecesinin (bildung) izin verdiğinden başka yasalar vermeyi istemek beyhudedir. Metin içi Not: "En iyi yasalara sahip bir devlette, yargılanan ve ertesi gün asılması gereken bir adam, Türkiye'deki (Osmanlı'daki) bir paşadan daha özgürdür."
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
İnsani ilişkilere son derece sakin ve önyargısız yaklaşan Montesquieu, kendi döneminden kısa süre önce uygar Avrupa'da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamış olan kölelik kurumu hakkında çağdaşlarının verdiği o mutlak mahkûmiyet hükmünü göz ardı ederek, bu meseleye de aynı soğukkanlılıkla yaklaşır. Şöyle der: "Despotik devletlerde, özgür bireyler olarak kendilerini hükümete karşı koruyamayacak kadar zayıf olan insanlar, hükümete hükmedenlerin kölesi olurlar."
Felsefe