Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." -Herakleitos
Johan Vilhelm Snellman
Milli karakterin zararına olan bu kültürel ilerlemenin hiçbir sınırı yoktur. Çünkü ileriye doğru atılan her adımda genel insani kültür de ilerleme kaydetmiştir ve insanın akli ve ahlaki bir varlık olarak ne olması gerektiğiyle çelişen hiçbir ulusal tek taraflılıkla (ensidighet) bir arada var olamaz. Bu tek taraflılığın bir sonucu olarak, bir ulusun geleneğinde ve yasalarında, insani kültürün belirli bir aşamasında akla uygunluğu savunulamayacak bir şey varsa, ulusun her bir üyesi her ne kadar zorunlu olarak yasa ve geleneğe uymak zorunda olsa da; bu zorlama onu ahlaki özgürlükten yoksun bırakır ve bu nedenle yasayı ve geleneği iyileştirerek bu zorlamayı ortadan kaldırmaya çalışmakla yükümlüdür. Çünkü bir ulus, her dönem için en yüksek insani kültüre ulaşmak için çabalamak zorundadır, zira diğer uluslara karşı bağımsızlığını ancak bu şekilde koruyabilir.
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Johan Vilhelm Snellman
Bireyin yasayla olan ilişkisinde, iradenin gerçek özgürlüğünün ve ahlakın neyi oluşturduğu en net şekilde parıldar. Örneğin mülkiyet hakkını koruyan yasalar, doğru düşünen bir insanın özgür iradesine hiçbir zincir vurmaz; çünkü bu insan, o yasalar hiç var olmasaydı bile başkasının mülküne el uzatmaktan kaçınacaktı. İradesi, devletin tüm yasalarına ve ulusunda iyi gelenek olarak kabul edilen her şeye karşı bu şekilde konumlanan kişi, ahlaki bir insandır. Bu nedenle, her yasanın nihai amacının kendini gereksiz kılmak olduğu haklı olarak söylenir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Bir ulusun kültürü, hem içeriden bireylerin ahlaklılık çabasıyla, hem de dışarıdan diğer uluslarla olan temas vasıtasıyla ilerleme ivmesini kazanır. O halde vatanseverlik, mevcut bir kültür biçimine, belirli bir alışkanlığa duyulan körü körüne bir sempati değil; yabancı geleneklerin kuru bir taklidi yerine, yerli zemine ve köklere dayanan ulusal bir gelişime ve yetkinleşmeye duyulan sevgidir.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Anlatılanların birer doğrudan sonucu (çıkarımı) olarak şunları kabul edebiliriz: Aynı zamanda bir ulus oluşturan ya da en azından birkaç devlete bölünmüş olsa bile bir devletler konfederasyonu (statsförbund) altında birleşmiş olan her halk, bu sayede daha gelişmiş bir milliyete ve onu korumak için daha büyük bir yeteneğe sahip olur. Deneyimler de göstermektedir ki, aynı soydan gelen uluslar birleşmedikleri zaman birbirleriyle en amansız şekilde savaşmış ve birbirlerini yıkıma uğratmışlardır. Bunun nedeni yalnızca şurada aranabilir: Milliyetleri birbirinden çok az farklı olduğunda ve bir ulus olarak varlıkları bu milliyete bağlı olduğunda, her biri ona tek başına ve dışlayıcı bir şekilde sahip çıkmaya çalışır. Tabii ki bir birleşmenin faydası veya bu birleşmenin yokluğunun yaratacağı tehlike, akraba iki ulusun birbirine olan coğrafi konumuna bağlıdır; zira iki ülke arasındaki mesafenin uzak olması, karakter benzerliğini de o ölçüde ortadan kaldıracaktır. Buna karşılık, farklı halk kabilelerinden oluşan bir devlet gövdesinin ancak anlık bir zorlamayla bir arada tutulabileceği, fakat ortak bir milli ruhtan yoksun olduğu için er ya da geç parçalanmak zorunda olduğu kolayca görülür.
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Neyse ki bilginin doğası, bir ulusun diğerinin kültürüne şiddet yoluyla müdahale etmesine kolayca izin vermez. Doğrudan müdahale ancak dinsel inanç söz konusu olduğunda gerçekleşebilir; çünkü din, inanca dayalı ve herkes için ortak bir bilgi olduğundan, din değiştirtmeye çalışan ulus bu inançla tamamen dolmuş olabilir ve bu inanç doğrudan doğruya koca bir ulusa aşılanabilir. Bu nedenle, zorla gerçekleştirilen dinsel ihtidalar, dayatılan bir kültürün etkilerinin ne kadar yıkıcı olduğunun yegane kanıtlarını sunar. Örneğin, kılıç zoruyla İslam'ı kabul etmek zorunda kalan halkların yanı sıra, Hristiyanlığın zorla kabul ettirildiği Saksonlar, Venedler, Prusyalılar, Letonlar, Finler ve Amerikalı yerliler, bu süreçte ya ulusal kimliklerini tamamen kaybetmişler ya da bu kimliğin yüzyıllar boyunca bastırıldığına şahit olmuşlardır.
Felsefe