Devletin Özü
Kısaca özetlenirse toplum sözleşmesi, bireysel iradenin genel iradeyle uyumlu olması talebini içerir. Bu uyumun devlette her zaman gerçekleşmiş olması gerektiğini söyler. Ancak bireysel iradenin, genel iradeye olan bu bağımlılığına rağmen özgür olması gerektiğini de varsayar ve bu özgürlüğü gönüllü bir sözleşmeye dayandırır. Rousseau bile, insanın varsayılan bir doğa durumunda tek başına kendi varlığını sürdüremeyeceği gerçeğinden hareketle devletin ortaya çıkışını açıklasa da, irade özgürlüğünün korunmasını toplum sözleşmesinin temel kuralı (normu) yapar.
Oysa irade özgürlüğü keyfiyete dayandırılamaz; çünkü insan bu şekilde geçici haz ve arzuların kölesi haline gelir. Üstelik bir arzunun tatmin edilmesi ancak diğerlerinin pahasına mümkün olacağından, her keyfi eylem aslında bir zorlama getirecek ve diğer tüm tercihleri kısıtlayacaktır. Dolayısıyla irade, özgür olabilmek için akli olmak, yani kendi içinde doğru ve haklı olanı istemek zorundadır. Kendi içinde doğru olan ise, her akıllı insanın doğru olarak kabul etmek zorunda olduğu şeydir. Eğer her birey yalnızca bu genelgeçer, akli ve doğru olanı isterse, bireysel irade genel iradeyle doğrudan uyuşur. O zaman her bireysel irade aynı zamanda özgürdür; çoğunluğun kararı biçimindeki genel irade tarafından bağlanmış değildir, aksine sadece neyin doğru ve haklı olduğuna dair kendi bilinci doğrultusunda hareket eder. Böylece herkesin iradesi aynı olduğunda, toplum sözleşmesi de zaten gerçekleşmiş olur.
Demek ki devletin bekası, üyelerinin akli düşünmesini ve ahlaki (sedligt) hareket etmesini gerektirir. Devlet, toplum sözleşmesiyle değil, ancak ve ancak bu sayede mümkündür; gerçi bu süreçte sözleşmenin hükümleri de kendiliğinden gözetilmiş olur.