Son zamanlarda okuduğunuz hiçbir gerilim romanı sizi buna hazırlamayacak. İlk sayfadan itibaren içinize sinsice yerleşen o huzursuzluk hissi, ilerledikçe yerini tarif edilemez bir gerilime bırakacak. Her bölümde, her satırda gerçek sandığınız şeylerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark edecek; karakterlerle birlikte siz de şüphe etmeye başlayacaksınız. Kim doğruyu söylüyor, kim yalan söylüyor, kim gerçekten masum… ve en önemlisi, kim sandığınız kişi değil?
Yazarın ustalıkla kurduğu atmosfer, sizi sadece bir hikâyenin içine çekmekle kalmıyor; adeta o dünyanın bir parçası haline getiriyor. Olaylar ilerledikçe kalbinizin hızlandığını hissedecek, sayfaları çevirdikçe “bir sonraki ne olacak?” sorusuna karşı koyamayacaksınız. Tam her şeyi çözdüğünüzü düşündüğünüz anda, hikâye yön değiştiriyor ve sizi yeniden en başa döndürüyor. Güvendiğiniz her detay, inandığınız her gerçek tek tek yerle bir oluyor.
Ve sonra… final.
İşte asıl darbe orada geliyor. Tüm parçaların yerine oturduğunu sandığınız o anda, yazar size öyle bir gerçekle yüzleşme anı yaşatıyor ki, bir süre kitabı kapatıp boşluğa bakmak zorunda kalabilirsiniz. Çünkü öğrendiğiniz şey sadece hikâyeyi değil, tüm algınızı altüst ediyor. O son sayfa, yalnızca bir son değil; aynı zamanda tüm hikâyenin aslında bambaşka bir anlam taşıdığını fark ettiğiniz an oluyor.
Bu, sadece bir gerilim romanı değil. Bu, zihninize oynanan bir oyun. Ve o oyunun kazananı… büyük ihtimalle siz olmayacaksınız.