İnsanın doğasında, kısa fasılalar dışında, başkalarından fersah fersah uzak olmak vardı sanki.
"Sana söylemek istediğim şeyler vardı. Sormak istediğim. Telafi etmek istediğim..."
"saçmalama, Wilbur. Köprünün altından çok sular aktı..."
sınırsız ve çocuksu sevişme zevkimiz dışında, beni ona bağlayan şey neydi? ya da niye onunla bu kadar içten bir şekilde sevişebiliyordum? aşkı doğuran şey, sevişme zevkimiz ve sürekli tekrarlanan bu istek miydi, yoksa bu isteği karşılıklı doğuran ve besleyen başka şeyler mi?
Füsun'a dokundukça dünyanın narin iç seslerini, otların ortasındaki hışırtıyı, toprağın içinden gelen derin ve sessiz uğultuyu, hayatın içinde hiç fark edemediğim doğanın belli belirsiz soluk alış verişlerinin sesini mi keşfediyordum, bilmiyorum. karnını uzun uzun öptüm, kadifemsi teninin üzerinde aylakça dudaklarımı gezdirdim. arada bir daldığı sudan keyifle başını çıkaran bir karabatak gibi başımı kaldırıyor ve sürekli değişen ışıkta, Füsun ile göz göze gelmeye çalışıyordum.