Bu kadar kötücül öge barındıran bir kitabın çocuk kitabı olmaması gerektiğine inanıyorum. Umarım elimdeki çeviri çok kötü bir çeviridir diye düşünerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.
Kesinlikle juvenilia kategorisine sokulabilecek bir kitap olduğuna inandığım, içerisinde güzel aforizmalar barındırsa da maalesef bana ergen karamsarlığıyla beraber yeterince olgunlaşmamış bir kalemden çıktığı hissiyatını veren ve fakat yine de şans verilebileceğini düşündüğüm bir kitap.
Masal tadında içimizi ısıtan tatlı bir hikaye.
Sadece 88 sayfa olmasına bağlayarak diyebilirim ki karakterimizin derinliğini tam olarak hissedemiyoruz ama zaten bu kitabın kaygısı da bu değil gibi. Daha didaktik ve hayalet odaklı bir eser diyebiliriz :)
"Zehra birkaç gün sonra Anadolu'daki mektebe döndü. Genç muallimenin artık hiçbir eksiği kalmamıştı. Acımayı öğrenmişti."
İdealist bir öğretmen olan Zehra, babasından nefret ederken kitabın sonuna gelindiğinde babasına olan sevgisini en yalın haliyle ifade ediyor: gözyaşlarıyla...
Hem Zehra hem de babası üzerinden öyle güzel ruhsallaştırma yapılmış ki; babasının yıllara yayılan 'değişim'i Zehra'nın belki de birkaç saatini alıyor. Ama her iki değişim de gerçek ve sarsıcı o yüzden okuyucuyu kolayca yakalıyor.
Ustalıkla yazılmış eserde sevgi-nefret, aldatmak, fedakarlık, vicdan-kanun çatışması, toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal yozlaşma gibi pek çok evrensel değer sorgulanıyor ve nihayetinde bir anlığına da olsa (en azından) birilerinin feryadını duyabiliyoruz.
Siyah beyaz kısa filmler mi izlemek istiyorsunuz, buyurun doya doya okuyun: Sandık Lekesi
Nereden başlasam nasıl bitirsem açıkçası bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da bu kitabın tadının damağımda kaldığı, hem de öyle bir kalmak ki, hayatımda ilk kez bir kitabı bitirir bitirmez hemen tekrar en baştan okumaya başladım. 13 öyküden oluşan bu kitap hayatımızın, doğamızın, kültürümüzün, dilimizin, kadınımızın, erkeğimizin, çocuğumuzun ta kendisi... Bazı hikayeler sadece iki-üç sayfa, o yüzden çok şaşırdım yazarın açık açık hiçbir detaya yer vermeden bu kadar detaylı şeyler anlatmış olmasına ve de en derin duyguları hissettirmesine. Yazarın dile hakimiyeti hususuna değinmek benim haddime bile değil o kadar duru ve bir o kadar da zengin ki sormayın gitsin. Kısaca diyebilirim ki siyah beyaz kısa filmler mi izlemek istiyorsunuz, buyurun doya doya okuyun o zaman...