Cünkü bir seyin tadina varabilmek, hatta onu kullana-bilmek için, ona sahip olmak sart degildir. Bu anlayisa göre, ay-ni sey, hiç kimse ona sahip olmadigi ve bunu da düsünmedigi için, tek bir kisiyi degil, belki de milyonlarca kisiyi sevindirip,
mutlu edebilir.
İnsanların mutsuz oldukları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız, çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz, yıkık ve bağımlı olan bu insanlar, önce bütün çabalarıyla kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar, sonra da bu zamanı "öldürebildikleri” ya da geçirebildikleri oranda sevinç duyarlar. Ne acı bir çelişki.
"Bir tek hikayemiz var. bütün romanlar, siirler, içimizde o hiçbir zaman bitip tükenmeyen iyi-kötü yarışı üzerine kurulmustur. Ve bana öyle geliyor ki, kötülük ölür ölür dirilir, iyilik ise ölümsüzdür. Kötülügün her zaman taptaze bir görünüsü vardir, iyilik ise dünyadaki her seyden daha çok saygidegerdir."