Ben sizlerin - genç Finlandiyalıların, sadece Macarları ayakla topa vurarak yenmekle yetinmemenizi, aynı zamanda Almanları, Fransızları ve İngilizleri beyniniz, kalbiniz ve iradenizle, bilim, ustalık, ticaret, zanaat, adil hukuk düzeni gibi alanlarda, ülke refahının arttırılması için halkın verdiği mücadelede yenmenizi istiyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Her şeyden önce, anadilimize saygı göstermeli ve onu korumalıyız; dilimiz yaşadığı sürece biz de bir halk olduğumuzu hissedeceğiz. Atalarımızın dili yok olursa, halk da tükenir ve yok olur."
Yazar hakkında kısaca bilgi sahibi olduktan sonra okumanızı tavsiye ederim. Kısa öykülerden oluşuyor. Kitabın adını taşıyan öykü en güzeli diyebilirim.Döneminin iç bunaltıcı havasını kitabında oldukça hissediyoruz. Hele bir de depresyona meyilli biriyse yazarımız kitabımızdan kasvet eksik olmuyor. Yine de bir çırpıda bitmesi ve az da olsa çarpıcı sahneleriyle okunmaya değer...
Herkesin kitap listesinde olması ve bu kadar övülmesini anlayamadım. Belki bununla ilgili bir kaç araştırma yapmalıyım.
Kitabın kapağını kapattığımda okuduğum en iyi edebi eser olduğunu anladım. En çok satan kitap olması abartı diye düşünmüştüm ama ne kadar övsem az kalır. Öyle bir kitap girişi var ki 'zamansız', her zaman en iyi olarak kalacak... İlk 100 sayfa kitabın içine girmekte zorlandım her cümleyi idrak etmek istediğim için çok zorlandım sonra nasıl bitirdim anlayamadım. İlerde tekrar okumak istediğim bir kitap mutlaka kaçırdığım yerler vardır. Neyse daha fazla övmek yerine kendime not olarak gördüğüm kitap eleştirimi yapacağım.
Adalet kavramını sorguladım. İnsanların eline güç geçince ne kadar zalim olduklarını zaten biliyordum ama halkın bundan zevk alması bana korkunç geldi. Asıl zalim yöneticilere yine bir şey olmuyor onlar kaçmanın bir yolunu buluyor. Mansenyör karakteri tam olarak zalim aristokrat ama giyotine gitmiyor bu sinir bozucu tıpkı hayat gibi gerçek bu kısım. Mansenyöre tatlı yedirdikleri sahne benim için çok önemliydi aristokrasinin halktan ne kadar kopuk olduğunun resmiydi. Halkın açlığını, çamuru, pisliği, yokluğu, cehaleti iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Eğitimden geçmiş insanlar bile güç zehirlenmesi yaşarken böyle bir halkın eline güç geçtiğinde kıyım yapıyor.
"Soylu beyefendinin alabildiğine umursamaz kayıtsızlığı ile köylünün yoğun hisleri ve tutku dolu intikamı" diye tanımlamış yazarımız. Soylular halkı hayvandan aşağı görünce ezilmiş halkın intikamı maalesef bu oluyor. Sonunda madam defarge gibi sadece kuru bir kin ve nefrete dönüsuyor. Suçu kanıtlamak mümkün değilse idam maalesef adalet olmuyor. Adaleti böyle sağlayalilım dersek halkın cadı avına çıkması ve bunun tezahüratlarla bir müsabaka gibi gerçekleşmesi kaçınılmaz oluyor. İnsanoğlu öyle garip bir varlık ki soykırım yapan bir güruha bile alkış tutabilir. Kimse doğduğu yeri, ırkı seçemiyor