Kitap her duygu geçişini muazzam ayrıntılarla vermesine rağmen hiç sıkmadı çok akıcıydı. Türk dizilerinin uzun uzun bakışma sahneleri edebiyatımızdan geliyor sanırım :)
Sırf İstanbul'un eski havasına girmek için bile okunur. Beykoz'da, Beyoğlu'nda, Tarabya' da muhteşem betimlemeler sayesinde bende gezmiş oldum. Keşke İstanbul yine öyle olsa bir yalıda oturup boğazı izleyerek geçirsek yazı. Deniz hamamı diye bir kavramdan haberim yoktu mesela çok şaşırdım.
Suat ve Necip' in aşkı imkansız değildi. Niyet okumalar dolayısıyla yaşanan anlamalar. Derin bakışmalar. Gerçekten onlar bu aşkı yaşamak istemedi sadece sıkıcı hayatlarında yaşama tutunmak için heyecan aradılar. Hatta Suat Necip uzaklaşıp kendini eğlence hayatına vurunca, vakit geçsin diye çocuk yapmayı bile düşündü. Kitabın sonlarına doğru kitaba ismini veren konuşmayı görüyoruz. En son güç bela yapılan itirafla kaçaklarını düşündüm ama senede bir gün görelim birbirimizi kâfi bu aşk içimizde büyüsün ihanet etmeyelim diyorlar ama bu da ihanet değil mi bence ihanet üstüne birde ulaşılamaz olmanın verdiği haz ve acı var. Hatta Necip iç konuşmalarından birinde Suat'ın bu masumiyeti benimle Süreyya'yı aldatarak bitecek diye düşünüyor o da farkında bunun bir paradoks olduğunu zaten aldatan kişi hakkında hep aynı şeyi düşünüyorum birini aldatıp size geliyorsa sizide biriyle aldatıp onada gider. Bu derin itiraf sonrası bir yangının ortasında buluyoruz kendimizi pat diye Süreyya bunca yıllık eşi için ateşe girmiyor ama Necip düşünmeden atlıyor ve beraber ölüyorlar. Yanı genel olarak anlam veremediğim şey bu sen olmazsan yaşamanın anlamı yok intihar ederim diyorlar, beraber mutlu yaşamayı tercih etmiyorlar ama kendini düşünmeden ateşe atacak kadar seviyorlar.
Süreyya karakteri eşinden bu kadar bi haberken neyle meşgul