Henüz 22 yaşında bütün hüviyet-i maneviyesi (manevi kimliği) yalnız bir ümidin intizar-ı tahakkuku (gerçekleşme beklentisi) lezaizine mevkuf (zevklerine bağlı): Şöhret bulmak, edip olmak, herkesçe tanınmak, bugün o kadar acılıklarına göğüs vermek için hayatını zehirlediği bu alem-i edebiyatın (edebiyat aleminin) bir gün mertebe-yi kasva-yı i'tilasına (en uzak yükseliş mertebesine) çıkmak, Ahmet Cemil ismini o kadar yükseltmek ki...
Siz de biraz hayatınızdan yorulmuş bezmiştiniz, ufak bir değişiklik arıyordunuz. Önünüze bu latife yuvarlanınca elinizi uzattınız. Kendi kendinize: 'İşte âlâ bir oyuncak' dediniz; bir müddet eğlenmek için pek iyi bir çare! Sonra kırılınca, bozulunca atmak bir şey değil...
Öğrendikten sonra, bütün zorluklar geride kaldıktan sonra; vücudun her parçasında başlangıçta bu makina kadar kör ve inatçı olan direnmenin yumuşadığını, dokunmanın mümkün olduğunu gördüğü zaman, yazık ki geçiş süresini unutuverir insan. İlerde, yeni bir denemeye girmek üzere olduğu anda, hiçbir yararı dokunmaz; ya da dokunmayacakmış gibi gelir yaşanmış olanın.
Bazen bilinç dışını ülkelerin çok iyi çalışan istihbarat örgütlerine benzetirim. Bizi hiçbir şey atlamadan sürekli izler ve her şeyi tek tek kayda geçer. Bu kayıtları kurşun kalemle değil, sabit kalemle yapar. Ondan sonra artık onları oradan kimse silemez. Üstelik oraya kaydettiği şeyleri
bize de göstermez. Bir yandan göstermezken bir yandan da bundan sonra yaşayacağımız her şeye o yazılanların kokusu siner. Yani istihbarat örgütü bizi adeta fişler. Bize hiç hissettirmeden yaşadığımız sürece peşimizi bırakmaz ve tüm kararlarımıza müdahale eder.