Ey topraktan gelen insan,
Ne istersin bu dar-ı cihandan?
Üç günlük saltanat uğruna kırarsın gönülleri,
Sonra bir avuç toprak örter bütün ihtirasları.
Ne servet kalır avuçta, ne şöhretin ihtişâmı;
Bir sıcak eldir insanı hayatta tutan, bir de sevginin hatırası.
Sarıl anana…
Henüz elleri bahar sabahları gibi kokarken.
Bir gün gelir, o şefkat çekilir dünyadan;
Sokaklar büyür gözünde, çocukluğun üşür ansızın.
Ne kadar ağlasan da dönmez artık
Başını dizine koyduğun o merhametli zaman.
Muhabbet dedikleri şey,
Bir kalbi cennete çeviren son sırdır belki.
Sevgisizlik ise kara bir kış gibi çöker insanın içine;
Ne ses kalır odalarda, ne ışık eski yerinde.
Ölüm…
Sanıldığı gibi yalnızca toprağa giren değildir.
Asıl ölüm;
Bir insanın sesini son kez işittiğini bilmeden dönüp gitmektir.
Çünkü hiçbir vedâ, ayrılık kokmaz vaktiyle.
Sonra bir gün…
Bir mezarın başında bulursun kendini.
Göğün rengi küle döner o vakit, rüzgâr bile yavaşlar.
Toprak susar, taş susar.
İçindeki bütün dünya susar.
Dizlerinin bağı çözülür ansızın.
Başını yaslarsın soğuk taşa,
İçinden yalnız tek bir cümle geçer o vakit:
Meğer insan, sarılamadığı yerde yetim kalırmış.
#Şeyda Keren