Dogen Zenji, zamansız ve sonsuz olanın kristalleşip kendini açık seçik sergilediği ana "nikon" adını vermiş. Nikon, zamansız yenidir, öncesi ve sonrası yoktur. Dogen'in ifadesiyle "dağlar yürür", varoluş tekrarsız, bu yüzden hep akar. Her an, her insan, her eşya biriciktir, yani yenidir, benzese de görebilen için benzersizdir.
Kırık bir plak gibi aynı hikayeden çıkmaya çalıştığımız nevroz sağaltımında sanki aynı meseleyi, farklı bir odak ve farklı kelimelerle konuşuyoruz biz de. Hayatın tekrarsızlığına direnir durur insan zihni, ilk deneyimleri yeniden üretip durur, bunu özneyi stabil hale getirmek için yapar. Oysa kendisi de tekrarsız bir akışın parçası olarak yenilenip durmaktadır, insanlar da. Ancak nevrozun ezici yükü budur zaten, ne kendi ne insanlar değişiyor gibi görünmez. Akışın karşısında veya yanında yöresinde durabilecek bir özne, belki bu gaye hastalıkların hastalığı olarak önümüzde durur bu bakış açısıyla. Kendini ve anı, tekrarsız, yeni, biricik oluşu hatrına sonsuzluktan kopup gelmiş halde gören birinde özgüven sorunu olur mu mesela, insanları düşman veya aşağılık diye yaftalayabilir mi?
Gelelim mistiklerle anlaşamadığımız noktaya. Aslında Lacan da, bir tasavvuf üstadı da öznenin yapısal olarak "hasta" olduğunu söyler. Benim kanım, tekrarsız bir oluşta öznenin devamlılık üzerine kurulması temel çelişkisidir. Özne ilişkisel inşa edilirken bu hatanın ihmali zorunlu, bu da kaçınılmaz olarak sorun demek. Mistikler, bu ilişkisel özneden içeri bir özne olduğunu ve kişiyi bu özneyle tanıştırabileceklerini iddia eder.
Psikolojinin mistik veya ideolojik cemaatleri rahatsız eden itirazı şudur, bu ilişkisel alandaki sorunlarını halletmeyi bırak adını dahi koyamamış özneler bir takım soyutlamaların arkasına saklanmış, ikişkisel özneden geçtim taklidi yapabilir.