Fatma Boztaş

Asya'nın Kandilleri
9/10
·360 syf.·
2019 8. kitabı
Halime Toros, gezi türünde yazdığı Asya’nın Kandilleri kitabına eski Türk ve İslam uygarlıklarının bilim, edebiyat, musiki, felsefe, matematik, astronomi, coğrafya, tarih, dil, tıp alanlarında yetişen ve/veya kendini yetiştiren alimleri tanıtmakla ve o alimlerin yaşadığı yıllardaki önemli bilgileri aktarmakla başlamış. Kitapta anlattığı alimler; Harezmi, İmam Buhari, Farabi, Biruni, İbni Sina, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Abdülkadir Meragi, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Ali Şir Nevai ve Fuzuli’dir. Kitabın bundan sonraki kısmı da ikiye ayrılmış: Türk-İslam uygarlıklarındaki bilim merkezleri ve kronolojik olarak Türk-İslam uygarlıklarının bilimsel, siyasal açıdan sıralaması. Gezi notlarında gezmiş olduğu yerlerin eskiden ve şimdiki hallerini karşılaştırıyor ve bundan üzüntü duyuyor, çünkü bir zamanlar bilimin merkezi olan yerler bugün fakirlikle sınanıyor. Kronolojik sıralama ise M.Ö. 7. yüzyılda Zerdüşt’ün doğumuyla başlayıp 1556’da Fuzuli’nin ölmesiyle bitiyor. Tarih akışında tarihi bilgileri, Türk-İslam bilim tarihini, alimlerin doğum-ölümlerini, yaşadıkları tarihin akışını değiştiren önemli olayları, savaşlarda büyük kütüphanelerin yakılmasını konuyla ilgili diğer kaynaklardan alıntılar yaparak sunmuş. Kısaca bu kitapta Türk-İslam uygarlıkları döneminin yaşayan büyük alimlerinin ne kadar büyük çalışmalar yaptığı, hepsinin bilgiye ulaşmak için diyarlar gezdiği, birçok dil öğrendiği, ancak eskiden bilimde parlak dönemini yaşayan Türk-İslam uygarlıklarının çalışmaları kestiği anlatılıyor. Kitapta beni etkileyen alıntılar şunlardı: “Batı’nın iki yüz yıldan beri dudaklarını ayırmadığı o büyülü ırmaktan biz ne zaman içeceğiz?” (s. 58) “Her doğan ölümlüdür ama onun bir sözü, ölümsüz bir eser olarak kalabilir” (s. 95) Yıldız cetvellerinin giriş bölümünde
Tarih
Asya'nın KandilleriHalime Toros · Hece Yayınları · 2020198 okunma
Reklam
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2018 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2018 21:56
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum. Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum. Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma. Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi. Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de; "Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta. Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var. "Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir. Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir." Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi
Din
İnsanlığın DirilişiSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20238,1bin okunma
bir iç döküşle başlar belki diriliş
10/10
·160 syf.·
2020 29. kitabı
Yazdıklarım Sezai Karakoç’un kitapta ne anlattığından çok benim kitabı okuduktan sonra neler hissettiğime dair olacak. Bazı kitapları bitirdikten sonra doluyoruz, üzerine konuşmak istiyoruz ama bu çoğu zaman mümkün olmuyor. İstediğim gibi uzun uzadıya konuşamasam bile en azından kitaptan, yazarın anlattıklarından haberdar etmek, daha çok okunmasına teşvik etmek üzere bir şeyler yazayım istedim. Sezai Karakoç ile lise döneminde tanışmamdan bu yana üzerimde onun anlaşılırlığı zor bir yazar olduğu gibi bir algı vardı. İlk kez şiirleriyle tanıştırılmamız sebebiyle sanırım. Malum şiirleri oldukça sembolik ve anlam noktasında derindir. Düz yazıda tanışmam ise Samanyolunda Ziyafet kitabıyla oldu. Dili zorlayıcıdır belki, anlayamam diye korka korka başladığım kitabı büyük bir ilgiyle okumuştum. Devamındaki diğer kitaplar da öyle geldi. Bugün bitirdiğim İnsanlığın Dirilişi kitabı ile ise Karakoç bende daha doğru bir tanımla yerini almayı başardı. Ne geç kalmışız dedim her paragrafta. Nasıl yanlış tanımışız, nasıl tanıyamamışız biz yazarlarımızı… Sezai Karakoç okurken beynimde kazı işlemi yapılıyor gibi hissediyorum. Sanki birileri beynimi açıyor ve içine kürek kürek bilgi yüklüyor. Her bölümde yazara hayranlığım kat be kat artıyor. Biz onu hep dindar bir yazar olarak tanıdık. Sadece dindarlığıyla tanıdık belki. Kimi için sadece Monna Rosa’nın şairi o. Kimi için diriliş bayraktarı. Kimi için de dincilerin şairi işte, ne olacak kişisi. Hepimizin Karakoç’u görmek istediğimiz yerden gördüğümüzü düşünüyorum. Oysa karşımızda kendini her manada geliştirmiş bir aydın, harika bir gözlemci, entelektüel kelimesinin karşılığını kendinde toplayan bir yazar var. Dindar olmasının ardını göremediğimiz, sanattan, felsefeye, bilimden, teolojiye, edebiyattan tarihe öyle bir donanıma sahip ki
Felsefe
İnsanlığın DirilişiSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20238,1bin okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2017 207. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2017 16:08
"Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz . İslam' in gözüyle çağa bakar. " Kitapta gördüğüm ana fikir bu. Özdenören' in düşünce yapimizdaki hataları gözler önüne serdigi ve Müslümanın nasıl dusunecegini ornekledigi bu denemeden yaptığım çikarimlar şu sekilde: İnsan yaşadığı toplumdan ve zaman diliminden etkilenir. Bir yerde kültür ve alışkanlıklar dinin önüne geçebilir. Burada kişi kendisinin hayatını şekillendirecek duruşunu belirlemeli ve o pencereden dünyaya bakmalı. Yazarın harika bir ifadesi var: Ebu Talip kompleksi. Yani iman ettiğini söyleme ancak mesele imanın gereklerini yerine getirmeye geldiğinde " bana dokunmayın" deme, alışkanlıklarindan, rahatından vazgeçememe... Halbuki iman bir bütündür.Ya iman edersiniz ya etmezsiniz. Iman ettiyseniz de bu imanın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Aksi takdirde tutarlı olamazsınız. Dikkatimi çeken bir nokta da, Özdenören'in İslam'ın hayatın yalnızca bir noktasına çekilmeye çalışmasına duyduğu kızgınlık. 'Din adamı ' diyerek sanki din 'bazı adamların' görevi ve sorumluluğuyumuş gibi davranıyoruz. Halbuki bizde ruhban sınıfı yok. 'Dini ibadet' derken sanki dini olmayan ibadet varmış gibi soyluyoruz. Dini, hayatın içinden tecrit ediyoruz. Oysa bizde ibadet Hristiyanlıktaki haftanın bir günü Kiliseye gidip dönmek gibi bir anlayıştan uzaktır. Otururken, kalkarken, uyurken, konuşurken hep dinin içindeyiz. Annem sabah yatağından kalkarken "Allah'ım senin rızan için" der, yemeği yaparken, yemeğini yerken de... Önceleri garipserdim bunu; kendi ihtiyaçlarını sağlarken bile Allah'ın rızası iddiasını.Meger yemek yemeyi bile Allah'a kulluk için güç verici bir iş olarak görüyormuş. Sonra bir de nihai hedef meselesi var. İslam'ın yaşanması bizim için aynı zamanda İktisadi ve sosyal fayda da sağlıyor. Burada şöyle bir soru
Müslümanca Düşünme Üzerine DenemelerRasim Özdenören · İz Yayınları · 202110,4bin okunma
Yoksul çocukları esirgeyip korumak adına düzenlenen balolarda, göbekleri yeterince şişmiş adamların sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın vakit geçirirlerken, bu çocukların okuma kitaplarını nasıl satın alabileceğinin hesabının yapıldığı bir dünyada bir bozukluk var demektir