Yıldan yıla, mevsimden mevsime, günden geceye artarak büyüyen bir çoraklık, bir başka kısırlık olmalı bu. Kelimelere dahi bulanan bir koygun bir sis sanki üzerimizdeki. Her bir münasebeti ele yüze bulaştıran bir beceriksizlik ardından hep bir yeniden başlama hissiyatı galiba bizdeki.
Nerden peki ? Nerden başlarsak doğrultabiliriz omurgamızı, hangi yargı affedebilir kabahatlerimizi, hangi merhametli el iyileştirebilir rikkatli mi, yorgun mu, taşlaşmış mı olduğunu kestiremediğimiz göğsümüzdekini ?
Aleyhe kastettiğini yeni yeni anladığımız hakir zamanla hangi misakla nasıl uzlaşı kurulabilir bu yaştan sonra, bilmediğini söyledin daha demin. Düşüşlerimizin sertliğiyle dolanıyordu senden benden başkasına yaramayan sersem kafalarımız. Hayatın yordamını bilmiyorduk elhak. Kendi yolumuz çıkmaz, başkalarınki zelil ve basitti illa ki.
Avuntu nerdeydi peki ? İşrette mi, ruhsal hummalarda mı, kesif melankolilerde mi ? Mebzul yenilgilerle dönülen küçücük evlerimiz neden dar idi böylesine, şehirlerimiz neden ürpertili ?
Eller de körelir, körelen, kötürümleşen, epriyen ve pörsüyen her şey gibi. Uzun bir süre denemedim değil konuşmamayı ve yazmamayı oysa, herkesler gibi. Katılmadım da sayılmaz çok geciktiğim yaşama, saklamaya çalışır davrandım belki de sonrasında gördüklerimi, bildiklerimi, kabullenemediklerimi, mağlubiyetlerimi. Zamanın koyu tahribatına aldırmazlık da etmek istedim üstelik, bedenime direnç taşıdım görünürde. Bir küçük daracık menfezde en güzel nasıl yaşanır sorusunu sordum tabi ki defaatle kendime, lakin yaşamak ve okumak arasındaki gerilimde parçalayarak ve çoklukla okumaya pay ederek benliğimi bir türlü dönemediğimi farkettim gölgelerin, yansıların, yankıların, gerçekliğin, insanların dünyasına. Görmezden geldiğim şölenlere ve akışkan hayata kısmen katılmaya başladığımda yol yordam bilmediğimi ve de öğrenmeye dair kabiliyet sergileyemediğimi, muhataplarımı biteviye kaybettiğimi ve yakınlıklar kurmadaki becerisizliğimi farkettiğimde hayatı yarılamıştım, ne yazık. Çok geç kalmıştım yıkıp yeniden yaratmaya benliğimi. Alışkanlıklarımın esaretindeydim artık. Neyin çıplak ve yalın, neyin de olması gerektiği üzere olmasını ayırt edemiyordum başımı kaldırdığımda zira, orta yaşların sıratında...