Kitabın başlıca teması, bireyin toplumdan kopuşu ve varoluşsal yabancılaşmasıdır. Ana karakter Oba Yozo, toplumun beklentileri ve kendi gerçekliği arasında sıkışıp kalmıştır. İnsan ilişkileri, maske takma zorunluluğu ve içsel çelişkiler onu giderek daha büyük bir yalnızlığa sürükler. Yozo, “insan olmak” kavramını sürekli sorgular, çünkü kendisini ne bu topluma ne de kendi duygularına ait hisseder.
Oba’nın yaşamında kullandığı en büyük savunma mekanizması, insanları eğlendiren ve kendi kırılganlığını gizleyen bir maskedir. Özellikle çocukluk yıllarından itibaren bu maskeyle yaşamayı öğrenmiştir. Bu, toplumsal rollere dair keskin bir eleştiridir. İnsanların birbirlerine karşı dürüst olamaması, yalnızca karakterin değil, toplumsal düzenin de eleştirildiği bir durumdur. Ancak bu maskeler zamanla düşer ve Yozo’nun ruhsal çöküşünü hızlandırır.
Oba'nın hayatı boyunca kaçış aradığı yerler genellikle bağımlılıkları olmuştur: Alkol, kadınlar ve nihayetinde hiçbir şey hissetmemek için sığındığı bir tür duygusal uyuşma. Bu, insanın kendisiyle yüzleşmek yerine dışsal kaçış yollarına yönelmesini anlatan evrensel bir temadır. Yōzō’nun yaşamı bir döngü hâline gelir: Kaçmak, düşmek ve tekrar kalkmaya çalışmak. Bu döngü, onun nihai yıkımını hazırlar.
Dazai’nin kendi hayatı, romanın her satırına sinmiştir. Dazai’nin depresyonu, intihar girişimleri ve topluma karşı hissettiği uyumsuzluk, Yozo’nun hikâyesinde kendini güçlü bir şekilde hissettirir. Bu yüzden İnsanlığımı Yitirirken, yalnızca bir kurgu değil, aynı zamanda bir itiraf metni olarak da değerlendirilebilir. Kitap, Dazai’nin ruh hâlinin bir aynasıdır.
Roman, üç parça hâlinde sunulan günlüklerden oluşur. Bu yapı, karakterin ruh hâline doğrudan erişim sağlar. Yozo’nun kendi hakkındaki acımasız dürüstlüğü, okuru rahatsız edici bir