İçimin geniş ovalarını duvarlarla çeviren
Dar bir bahçem var benim
Gece sensizliğin üstüne üstüne yürüyor var gücüyle
Rüzgarın da haberi yoktu tüm yıllarımı getirip kapımın önüne yığdığından
Dağ gibi sensizlik
Dağ gibi yalnızlık nihayetinde gözüme vurup duran manzara
Aynı yalnızlıkları biriktirdik seninle
Ayrı ayrı kentlerde ve odalarda
Susarak ve düşüncelerle boğuşarak
Ve bir gün biteceğini umut ederek
Hiç bitiremediğimiz aynı günleri saydık
Belki de bir ödülü vardır bunca kederin
Bu sınavın cevapları çoktan seçmeliyse işte o zaman isyanı hak eder bu hayat
İşte o zaman
Kalbimin çığlığını duyarsan gel sevgili
Kış kıyamet içimin mevsimi
Ne kadar zaman geçti; bugün günlerden ne bilmiyorum
Hani demiş ya Turgut Uyar: “Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.”
Ben durdum sen yokken
Ben sustum sen yokken
Ne kadar çoğalttıysan
O kadar da yok oldum
Hep ihtimalleri hayal ettim
Olacakmış gibi olmayanları
Hiç sağ çıkamadım tenha gecelerden
Yine tenha sabahlara…
Bil ki bendim
Bir elin kapı tokmağı ile dostluğunu arşivleyen tarihe
…
Yarına kaç saat vardır ki;
Ya ondan sonraki yarına …
Tüm sokağın sesini duyuyorum
İçimin sessizliği aynı
Kendimle ettiğim sohbetin hiç sesi çıkmıyor
Ne tuhaf
Yine azarladım içimdeki çocuğu
Geçip giden zamana anlam yüklemenin sahtekarlığı içinde gülümsedim
Ne kadar da endamlı
Gerçeğe o uzak duruş
Kolay belki de
Uzaktan inanmak mucizelere
Ve
Hiç olmamışa, olmayacak olana…
Bir ihtimal varmış gibi tutunmak ne acınası.
Beklemek ölüme yaklaşmanın erken yası sanki
Kimseler bilmeden
Sen bile bilmeden
Mış gibi nefes olmak
Eskiyi hatırlamak yeniyi merak etmek
İçinin en derin bir yerlerinde tüm olan biteni unutmak
Unutmayı tercih etmek
Geçen saatler dünyası
Esen rüzgarlar
Biten mevsimler
Bir akşam oluyor bir sabah
Ben duruyorum
Duruyor muyum ?