genç yaşta ölmüş biri gibiyim ben.
hayatım boyunca böyleydi.
sözün kısası duygularım yoktur;
yalnızca bir makineyim ben
dayanamadığım bir şey varsa o da şu belirsizlik.
ama beklentisi olmamalı insanın,
yoksa hep hayal kırıklığına uğrarız.
henüz kendimi bu dünyaya ait
hissetmiyorum...
iyi bir şeye sahip olup onu yitirmek mi
yoksa ona hiç sahip olmamak mı daha iyi?
neyse...tekrar buluşacağız,
bu dünyadan yorgun ayrılanların
huzura kavuştuğu o yerde!
şimdi bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak,
her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur.
zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü,
hem akıl çağıydı, hem aptallık,
hem inanç devriydi, hem de kuşku,
aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi,
hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı,
hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu,
hepimiz ya doğruca cennete gidecektik
ya da tam öteki yana...
Artık okuyan kızlarımızın boş fakat bilgiç ve manasız bozuk bir kukla olmaktan, alelumum kızlarımızın satılık bir mal, bir vitrin eşyası haline gelmekten kurtulması lazımdır. Artık köylü kadınlarımızı kara öküzün bir yardımcısı, bir yarım hayvan olmaktan kurtarmalıyız, bunun için de harici tedbirlerden ziyade içten gelen arzular lazımdır. Kadınlarımız bunu bütün kuvvetleriyle istemeli, bunun için bütün kuvvetleriyle uğraşmalıdırlar. Hiç kimse hiç kimseyi yükseltemez, herkes kendi kendisini yükseltmek mecburiyetindendir. Mademki erkeğin kadından fazla bir şeysi yoktur, mademki kadının zaaflarını erkek, erkeğin zaaflarını kadın ikmal etmekte ve bu iki cins hayat yolunu yürütebilmek için birbirine muhtaç bulunmaktadır, şu halde birinin diğerini yoldan alıkoymaması için aynı kuvvetlere malik bulunmaları icap eder...
Kendimizi takdir etmek için bize haklı bir sebep verebilecek bir tek şey görüyorum. O da cüzi irademizi kullanmamız ve isteklerimiz üzerindeki hakimiyetimizdir…