Korkunç şeyleri sadece oldukları gibi görürsek şiir, harika şeylerin de olay örgüsünden bağımsız, sadece özlerine bakarak güzelliklerini bulursak resim olur. Kırık bir kalbin sanatın baş tacı olması da tam olarak böyledir.
Az önce aydınlıktı ortalık, şu anda karanlık! Şimdi buradayım, az sonra orada olacağım. İyi de orası neresi?
(…)
“ Ben yok olduğumda ne olacak? Hiç bir şey!”
Böylece, hayatımda ilk kez olarak, özgür doğan insanın, atalarının koydukları katı yasaların kölesi olarak kaldığını anladım; ilahi bir sır olduğuna inandığımız yazgının bile, günün bir önceki gün tasarlanan şeye boyun eğmesinden başka bir şey olmadığını anladım.
Tanrı yaşamın soluğunu bize, bırakalım ölüm onu boğsun diye mi armağan etti? Tanrı bize özgürlüğü, köleliğe bağımlı kalalım diye mi verdi? Aşkın alevini kendi elleriyle söndüren kimse, bu alevi ona bağışlayan Tanrı karşısında kâfir olmaz mı?