Ali

Ali
@Statiksiz
Hakikatçilizm
Lisans
Ankara
Amed
70 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Puan vermedi·517 syf.··
2023 19. kitabı
Martin Eden; Kitaplardaki bakış açılarına bir evin pencere sayısı diyerek benzetme yaparsak, bana göre bu kitap bir saray. O kadar çok penceresi var ki... Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; bir çok kişinin romanlarda şikayet ettiği meşhur gereksiz betimlemelere ben çok şahit olmadım, sebebi de anlam barındıran o kadar şey yazmış ki anlamın kaybolmasından korkmuş da yapmamış gibi. Yine harika eser olup aynı zamanda tehlikeli kategoriler listesine de adını yazdıran bir kitap. Çünkü o pencerelerden bazıları oradan atlamanıza sebebiyet verebilir. Bu içinde bulunduğunuz ruhsal duruma bağlı veya okuduğunuz sırada hayatınızın nasıl bir döneminde olup hayatı nasıl yorumladığınıza da bağlı. Aynı zamanda farklı karakteristik özelliklere sahip olduğumuzdan ötürü, kimimiz bu kitapta çözüm yolunu cazip bulabilir. Duygusal boşluk kesinlikle tehlike arz edebilecek bir durum. Kitapta bize verilen en büyük derslerden bir tanesi de BİREYCİLİĞİN bize faydasından daha çok zararının olduğudur. Bize dediğim ben değil aslında topluma. Empatik eksikliğimiz yer ederse, hayatımızın nasıl yol alacağı, hatta ne kadar ileri gidebileceğimizin de göstergesi. Hayata yüklediğimiz anlamların tek başına yeterli olmadığı, dünyadaki yaşayışın salt doğru olması gerekmediğinin farkında olmamız gerekiyor. Hayattaki her şeye şahit olduğumuzu hissetmeye başladığımız zaman, her şeyi anladığımızı düşündüğümüz zaman anlam boşluğu dahil olur yaşama. Martin Eden böyle bir durumda anlamın tükendiğini ve anlamsız bir dünyanın da gereksiz olduğunu dile getirmiş sanırım. İşte burada inanç devreye giriyor, bizi aşan, anlamın olmadığı yere doluşturmamız gereken şey inanç. Boşluğu dolduracak bilmediğimiz ve tamamıyla anlamadığımız şey inanç. Bizi hayata bağlayacak, hayatta anladığımız her şeyin sebebini de, bitmiş
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·272 syf.··
2023 7. kitabı
Kitap hakkındaki düşüncem çok olumlu. Düşündüren, analiz ettiren, bağdaş kurduran en çok da modernite ile karşılaştırılan bir roman, ki çok ilgi çekici yapan yanı da en azından bana göre. Kitap eski dönemde yazılmasına rağmen (1932) bence çok klas fikirler ve hayal gücü barındıran distopik bir roman. Teknolojinin insan hayatı üzerindeki etkisinden söz edilen Kitapta yaşanılan dönemden 600 yıl sonrası, yani 26. yüzyılda yaşanacak dönemde, insanların özgür iradelerinin kısıtlanarak ve aynı zamanda teknolojik gelişmeler ile istedikleri kadar mutlu, sağlıklı ve zeki oldukları bir yaşam sunuluyor. İnsanlar sınıflara ayrılarak, aşırı dozda mutluluk salgılayan ilaçların kullanımıyla ve cinsel hayatlarını serbest bir şekilde yaşıyorlar. Tabi bu teknoloji ile kontrol altına alınıyor. Kitapta 17. Bölüm gerçekten mükemmel, sanırım kitabın en harika bölümü. Kontrolü sağlayanların liderlerinden biri ile kontrol altında olan ve bunun farkına varan kişi arasında çok güzel diyaloglar geçiyor. Buraya bölümün hepsini yazmak isterim aslında ama ağır spoiler içerir diye yazmayacağım. Ama bölümde ikili arasında geçen en çok ilgimi çeken yerlerden birini paylaşmam lazım.:) Aralarında geçen tartışmada, kontrolü sağlayan adam insanlar tanrıya inanırlar çünkü öyle şartlandırılmışlar diyo, kontrol edildiğinin farkına varan kişi ise tanrıyı düşünmek hakkında şöyle bir şey söylüyor: - tek başınayken tanrıya inanmak doğaldır; yalnız başına, gecenin bir yarısında, ölümü düşünerek... + Fakat şimdilerde insanlar hiç yalnız kalmıyorlar. İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz. Burası o kadar hoşuma gitti ki, inanılmaz sevdim. Bugünlerde de yalnız kalmamak için icat edilmedik şey kaldı mı? Düşünmememiz için yapmadık şey kaldı
Roman
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2023 2. kitabı
Öncelikle kitapta bana yaşatılan duygular için şunları söyleyebilirim ki: Kitapta bir çok yerde boğazımın ne kadar düğümlendiğini, içimden kanların ne kadar ağladığını, elimde olmadan kalbimin sıkışmasına güç geçiremediğimi ve gözlerimin kendine hakim olamadan yazılanlara ne kadar öfkeyle baktığını anlatamam. Bence çok duygusal bir kitap, ya da bana çok etki etti... Cengiz Aytmatovun dile yatkınlığı ve insanlara geçirebildiği duyguya gerçekten hayranım. Savaşların doğurduklarına şahit oluyoruz, ama bu sefer savaşın baş kahramanlarına değil geride kalan ve yaşamak zorunda olanlara. Bir söz vardı: Ölmek ölen kişi için değil arkada bıraktıkları için zordur diye.. İşte tam buraya uyuyor. Savaşlarda genelde savaşan kahramanlar göze gelir, onların fedakarlıkları, hayatlarından sevdikleri uğruna vazgeçişleri ya da başarıları. Geride kalanların yarıda kalan hayallerinden ötürü hayal kırıklığıyla, vicdanlarıyla, zorluklarla ve özlem ile olan savaşlarının ne kadar zor olduğu aşikâr. Bu eserde tam olarak buna tanıklık ediyoruz. Köy yaşamından sıradan bir insanın hayatından ne çok ders çıkartılabilirmiş. Sıradanlıktan kasıt insani olarak değil yaşam mücadelesi veren tipik bir insan. Sonuç olarak çok etkileyiciydi, açıkçası benim kitaptan aldığım zevk duyduğum acı idi. Cengiz Aytmatov gerçekten çok özel bir yazar. Duygusal acılardan hoşlanan insanlar muhakkak vardır, bu mazoşistlik değil acının içinden çıkardıkları derslerden duyulan mutluluktur aslında. Onların bu kitabı mutlaka okumaktan mutlaka zevk alacağını düşünüyorum. Faydalı okumalar diliyorum. Toprak Ana Cengiz Aytmatov
Edebiyat
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Nora Kitap · 201877,7bin okunma
10/10
·
Beğendi
Nouman Ali Khan üstadın gerçekten çok büyük işler başardığını, kesinlikle onun gibi müslümanların sayısının artması gerektiğini düşünüyorum. İslâm anca bu kadar güzel temsil edilebilir herhalde... Yazdığı her eseri o kadar sevecen o kadar kibar o kadar çekici ki gerçekten bu eserlere hayran olmayacak bir gayrimüslimin bile olduğuna inanmak güç. Kaleminden ya da ağzından diyim çıkan her şey çok akıcı çok açık ve tamamen doğru İslâm dedirtecek seviyede. Kesinlikle her eserini imkan varsa videolarını izlemek ve örnek alabilmek gerek. Kardeşler, farkında olmadan bir çoğumuz etkileşim alma peşindeyiz. Kimimizin niyeti bu olmasa da çoğumuz sadece kendimizi kaptırıyoruz. Takdir edilme isteği beliriyor, bu anormal bir durum değil. Neticede insanız ve duygularımıza her zaman hâkim olamayabiliriz. Ama unutmayalım ki biz bir sürü görev ile yükümlüyuz. Birbirimize karşı etkileşimde bulunmamız imanımızı kuvvetlendirme açısından son derece önemli tabii ki ancak her yerde bu nimetten yararlanamayan bir sürü insan var. Belki de bir çoğnun içinde o iman sadece bekliyor! Uyarılmayı bekliyor. Biz davamızı mücadele haline getirmiş bulunuyoruz evet tabii mücadele de olmalı ama bu bir yarış mücadelesi olamaz. Demem o ki Cihat yolunda olduğumuzun her zaman farkında olup ona göre yaşamalıyız. Her hareketimizin ne kadar değerli olduğunun bilincinde olmalıyız. Biz bunun farkında olmasak da en ufak ayrıntıya bile çok önem verdiğimizi bilmeliyiz. Davamızı en şeffaf, kibar yani peygamber efendimizi örnek alarak yaymaya çalışmalıyız. Yazarımızı kesinlikle takip etmenizi öneriyorum!!! Hatta rica ediyorum. Bakara Suresi Sohbetleri 1 Nouman Ali Khan
Din
Bakara Suresi Sohbetleri 1Nouman Ali Khan · Timaş Yayınları · 20231,770 okunma
Çok güzel ama çok da tehlikeli bir kitap
Puan vermedi·415 syf.··
2023 1. kitabı
Çok sade bir özet geçtim kurgu ile ilgili ona göre:) Ben kitabı çok beğendim, gerçekten özenle yazılmış bir kitap. Yarısını araştırmalar sonucu elde ettiği gerçek bilgilerle, diğer yarısını da kendi hayal gücünü kullanarak yazdıkları sonucunda ortaya güzel bir eser çıkartmış. Öncelikle kitaptaki kurgu oldukça ilgi çekici. Bir doktorun hastasını tedavi etmek için hasta rolüne girmesi gibi. Hasta olmasının sebebi de çok ilginç. Çünkü asıl hastanın duyguları; onun yardıma ihtiyacı olmadığını, bundan sürekli kaçarak kimseden bir yardım talebinde bulunmasına asla müsaade etmiyor. Bu sayede doktor onun duygularıyla savaşmaya karar verip asıl hastanın kendisi olduğunu söyleyerek onu ikna ediyor.(onu=duyguları) Bu süre boyunca kurgusal olarak asıl hasta olan kişi doktora hayatını sorgulatıyor ve bir çok farkındalığa sebep veriyor. Doktor da hem tedavi görüyor hem de hastasının sorununu anlayabiliyor. Asıl sorunun onu konuşturması gerektiğine, onun yanlız olduğuna inanıyor. Yani asıl hasta diye bir şey yok aslında, ikiside hasta: biri hasta olduğunu kabul etmiyor, öteki de hasta olduğunu bilmiyor. Kitabı okuyacaklar için kitaptan bir alıntı yaparak bir öneride bulunmak isterim: Kitapta bir yerde hasta geçmiş raporlarını doktora takdim ettiği sırada doktor ondan bu çok güçlü ve yetkin raporları okumak yerine öncelikle kendisi bir rapor oluşturmak istediğini söylüyor. Diğer raporların tabii çok değerli olduğunu, ancak bu durumun kendisi için dezavantaj olacağını söylüyor. Çünkü bu kadar yetkin ve saygın raporlardaki fikirlerin insanın yaratıcı güçlerini yapay bir baskı altına alacağını söylüyor. Yani insanın bir eseri başkalarının bakış açısını değerlendimeden incelemesi, bunu kendi asıl kimliğiyle yapacağı anlamına geliyor. Benim anladığım bu oldu en azından. Bunu söyledikten
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma