Yine çok erken kalkmışlar diye düşündü Mürşit, hep erken kalkıyorlar.
O da bir zamanlar erken kalkardı.
Dünyadan henüz elini eteğini çekmemişken, hayat denen belirsiz ve cıva gibi akışkan şeyi hâlâ bir ucundan tutmaya çalışırken, oğlu üç dört yaşlarında, sarı kafalı, sevimli bir oğlanken, kızı insanı ağlatacak kadar masum bir çocukken, otel itibarını kaybetmemişken
daha, bu yüzden iş bitmeyecek kadar çokken ve o hayatının çürüdüğünü, bir yere varmayan bu koşuşturmanın sonunda benliğinin kendisini terk edeceğini, geriye içinden yavrusu
çıkmamış bir kuş yumurtasının çıtır çıtır kırılan, kurumuş kabuğu kadar değersiz bir şey kalacağını kabul etmeye yanaşmazken sabahları erkenden gözünü açardı.
Korkunç bir kabus gördüğü anlaşılan ve yatağında kıvranan bir tutuklunun iniltisiyle uyandığım bir geceyi hiç unutmayacağım. Korkutucu rüyalardan ya da hezeyanlardan mustarip insanlar için her zaman özellikle üzüntü duymam nedeniyle zavallı adamı rüyasından uyandırmak istedim. Ansızın, yapmak istediğim şeyden ürküp adamı sarsmaya hazır olan elimi geri çektim. O anda ne kadar dehşet verici olursa olsun hiçbir rüyanın bizi çevreleyen ve kendisini sarstığım takdirde adamın uyanacağı kampın gerçeklerinden daha kötü olmadığının yoğun bir şekilde bilincine vardım.