Gözde serçe

Gözde serçe
@Sunshine38
“Nice serv-i kâmet ki, kuru bir yaprak imiş Meğer ruhum savrulan bir avuç toprak imiş.”
Ölüm uçurumunun kenarında yalnız başına, yanında bir anlayıp acıyanı olmadan böyle yaşamaktı kaderi…
Sayfa 47·Kitabı okudu
Reklam
Nesnelerin Tesellisi ve Bir Kadının Sessiz Çığlığı
Puan vermedi·524 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 20:57
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu.” Kitabın bu meşhur cümlesiyle başlamazsam bir şeylerin eksik kalacağını hissettim. Bugünlerde dizisiyle birlikte popüler kültürün yeniden odağına yerleşen, hem büyük övgülere hem de sert eleştirilere maruz kalan Masumiyet Müzesi üzerine, ben de kendi zihnimdeki puslu kıtaları kağıda dökmek istedim. Kitabı uzun bir süre beklettikten sonra, dizi başlamadan hemen önce bitirdim. Açıkçası bugüne kadar izlediğim çoğu kitap uyarlamasının yarattığı hayal kırıklığı nedeniyle diziye korkarak başlamıştım. Ancak geçen yılki Yüzyıllık Yalnızlık uyarlamasından sonra, Masumiyet Müzesi’ni de gönül rahatlığıyla başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Bunda, yönetmen koltuğunda bir kadının oturmasının payı çok yüksek; çünkü kitapta Kemal’in dilinden dinlediğimiz ve Füsun’un iç dünyasına tam sızamadığımız o eksiklik, dizide muazzam bir duygu geçişiyle kapatılmış. Bir Hafıza Sarayı Olarak Müze Masumiyet Müzesi, sadece bir aşk romanı değil; bir adamın aşkı nasıl bir dine dönüştürdüğünü ve nesneler üzerinden zamanı durdurmaya çalıştığını anlatan devasa bir hafıza sarayıdır. Kemal ve Füsun arasındaki o yakıcı, eşitsiz ve bazen de hastalıklı bağ, Türk edebiyatının en çok tartışılan dinamiklerinden biri olmaya devam ediyor. Roman, bir mutluluğun değil, aslında bir kaybın ve o kaybı nesnelerle telafi etme çabasının hikâyesidir. Orhan Pamuk, bizi 1970’lerin İstanbul’unda; rütbelerin, sınıfsal uçurumların ve "ayıp" kavramının gölgesinde bir tutkunun anatomisine davet eder. Burada beni en çok düşündüren konu, Kemal’in sevgisinin bir noktadan sonra "toplayıcılığa" evrilmesidir. Füsun’un dokunduğu
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Zihnin Puslu Kıtalarında Bir Seyrüsefer: Puslu Kıtalar Atlası
Puan vermedi·238 syf.··
2026 9. kitabı
Uzun zaman önce kütüphaneme dahil ettiğim bu kitabı; "okuması zor, dili ağır, betimlemeleri karmaşık" gibi önyargılı eleştiriler nedeniyle, zihnimin tam anlamıyla sakinleşeceği o doğru anı bekleyerek bekletmiştim. Bugün dönüp baktığımda, bu bekleyişin kitaba hakkını vermek adına ne kadar isabetli olduğunu görüyorum. İhsan Oktay Anar; Osmanlıca terimlerin, yoğun betimlemelerin ve iç içe geçmiş olay örgüsünün ustalıkla sarmalandığı bu eserde, sadece tarihi bir roman değil; felsefenin, mitolojinin ve tasavvufun harmanlandığı varoluşsal bir şaheser sunuyor. Anar, okurunu 17. yüzyılın Galata sokaklarından alıp, bir "düş perisi" eşliğinde diyar diyar gezdirirken asıl yolculuğu zihnimizde başlatıyor. Ana kahramanımız Uzun İhsan Efendi’nin, Rendekar (Descartes) üzerinden kurguladığı "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefesi, kitabın omurgasını oluşturuyor. Dünyayı gezmek yerine evinde uyuyarak düşlerinde bir "Atlas" çıkaran Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin’e ise kendi göremediklerini görmesini, sevemediklerini sevmesini ve cesaret edemediği acıları çekmesini tembihliyor. Ona, bu dünyayı sadece seyredenlerden değil, bizzat yaşayanlardan olmasını öğütlüyor. Bu noktada durup düşünmeden edemedim: Kutsal metinlerde de insanın dünyaya "şahit" olma süreci anlatılmaz mı? "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım" sözü, bize bahşedilen o kadim bilme arzusunun kökeni değil midir? Biz bu dünyaya sadece birer seyirci olarak mı, yoksa kendi hikâyemizin başrol karakteri olarak mı gönderildik? Düşlerimizde ne kadar gerçeğiz ve sahi, uyanık olduğumuz anlarda biz kimiz? Hayal ile hakikatin birbirine karıştığı o puslu kıtalarda, aslında nerede duruyoruz? Bünyamin’in maceradan maceraya sürüklenişini izlerken, tasavvufun "hamdım, piştim, yandım" felsefesinin olay örgüsüne
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
Palto: Küçük Bir Adamın Büyük Trajedisi
Puan vermedi·224 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 20:12
Gogol ile ilk tanışmam olan bu eserde, yazarın dilini oldukça akıcı, sade ve bir o kadar da eğlenceli buldum. Kitapta beni en çok yakalayan noktalar ise "Portre" ve "Palto" öyküleri oldu. St. Petersburg, bu eserde sadece bir şehir değil; adeta devasa ve ruhsuz bir bürokrasi makinesi olarak karşımıza çıkıyor. İnsanların isimlerinden ziyade rütbeleriyle ("9. dereceden memur" veya "Kayıt Memuru") var olabildiği bu dünyaya bizzat şahit oldum. 1800’lerin Rusya’sından günümüz dünyasına uzanan o acı gerçeği bir kez daha gördüm: Herkesin unvana ve makama el pençe divan durduğu, hiyerarşinin en altındaki "küçük insanın" ise sistem nezdinde "küçük" görülerek ezildiği o değişmez düzen... Gogol, St. Petersburg’un soğuğunu adeta kana susamış bir suikastçı gibi betimlemiş. Memurların burunlarını sızlatan, en sağlam dikişlerden bile sızan o meşhur Rus ayazı okurken insanın iliklerine kadar işliyor. Bu dondurucu atmosfer, hikâyedeki o meşhur "palto" ihtiyacını sadece bir giysi olmaktan çıkarıp, bir hayatta kalma meselesine dönüştürüyor. Nevsky Bulvarı’ndaki parıltılı faytonlar ve pahalı kürklerin aksine, ana karakterimiz Akaki’nin dünyası; rutubetli merdiven boşlukları, yanık yemek kokuları ve isli gaz lambalarıyla örülü arka sokaklardır. Gogol, bu tezatı kullanarak kentin ışıltısının altındaki derin yalnızlığı ve fakirliği ustalıkla hissettiriyor. "Palto", özünde bir "hayal kurma ve hayal kırıklığı" trajedisidir. Akaki'nin o paltoya sahip olabilmek için akşam yemeklerinden vazgeçmesi, mum yakmaması, ayakkabıları eskimesin diye parmak uçlarında yürümesi tam bir modern zaman "çilesi"dir. Kahramanımız, aslında hayatındaki o devasa boşluğun farkında bile değildi; silik ve rutin hayatında kendi halinde yaşıyordu. Ancak yeni bir paltoya ulaşma hedefiyle birlikte hayatına bir "amaç" girdi.
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,4bin okunma

Gözde serçe

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.··
5 günde okudu
·
2026 10. kitabı