İnsan bu kadar büyük bir sevmenin içinden nasıl oluyor
da öylece çıkıyor, Ulaş? " diye sordum.
Durdu, düşündü.
"Hemen çıkamıyor sanırım. Adım adım oluyor. Her gün
biraz. Geri dönmek çok sık çeliyor insanın aklını, unutmanın yolu mayın tarlası gibi bir şey. Her şey sana onu hatırlatıyor, hep bir acaba yeniden denesek nasıl olur hissi yokluyor kalbini. 'Bir mesaj mı atsam? ' diyorsun'. Kapısına gitsem mesela, ne der? Duramıyorsun yerinde. Ama giderek uzaklaşıyorsun
ondan. Geri dönmek anlamsız bir hayale dönüşüyor
bir noktada. Umut bitince dönmenin pek bir 'anlamı
kalmıyor çünkü. Bakıyorsun, dönebileceğin bir yer değil artık orası, kendini mecburen yeniden düzenliyorsun. Kendini başka bir ihtimale ikna ediyorsun. Kalp de soğuyor bir gün. Yaşamaya devam edebilmek için buna mecbur çünkü."
"Eksik gelmiyor mu hayat onsuz?"
"Uykular ... En çok onlar eksildi. Bir sürü şeye öyle ya da böyle alıştım da şu yalnız uyuma işi zormuş.“
Ben bugüne kadar
hiç yegane öznesi olduğum bir işe kalkışmamıştım. Hiç
kendi kaderimi tayin edecek bir adım atmamış, ekseriyetle bana gösterilen yere ilişmiş, bundan şikayet etmemiş ama şimdilerde yeni yeni ve epey sarsılarak fark ettiğim şekilde
bu sınırları belirlenmiş hayattan sandığım kadar tatmin olmamıştım.
Bir şeyler eksik kalmış gibi geliyordu.
Yirmi beş yaşına kadarki bütün yazlar gibi upuzun
bir yaz; sonra hızla geçip gitmeye, gitgide kısalmaya başlayan, zihinde sırası karışan, sadece kavurucu sıcak, olağanüstü kurak yazlar kalır geriye.
Pencerenin dışından bizi görenin ikimizi dünyanın en
mutlu ailesi sanacağı o kahvaltı anlarını içime çekmek isterdim, hiç bitmesin, bardaklar hep yeniden dolsun, altı hiç kapanmasın çayın.