1906 nobel tıp ödülü'nü santiago ramon y cajal aldı.
o aslında ressam olmak istemişti.
ama babası izin vermeyince tüm zamanların en ünlü ispanyol bilim insanı olmaktan başka çaresi kalmadı.
keşfettiği şeylerin resmini yaparak intikamını aldı. onun beyin manzaraları miro'yla, klee'yle yarışıyordu:
- "nörolojinin bahçesi eşi bulunmaz sanatsal heyecanlar sunuyor" derdi hep.
sinir sisteminin gizemlerini keşfetmek onun için keyifli bir işti, ama en büyük keyfi onları resmederken alıyordu.
ama çok, en çok keyfi, düşündüğünü yüksek sesle söylemekten alıyordu ve bu sözlerinin dosttan çok düşman kazandıracağının bilincindeydi.
bazen şaşkınlıkla sorardı:
- "düşmanım yok mu? nasıl olmaz? yoksa sen hiçbir zaman doğruyu söylemedin mi? sen hiçbir zaman adaleti tercih etmedin mi?"
“Brezilyalı hekim Drauzio Varella, dünyanın Alzheimer hastalığının tedavisi için yapılan araştırmalara yatırdığı paranın, erkek cinselliği uyarıcılarına ve kadın güzelliği silikonlarına harcananın beşte biri olduğunu gözler önüne serdi.
-Birkaç yıl içinde, diye bir öngörüde bulundu. Kocaman göğüslü ve sertleşmiş penisli ihtiyarlarımız olacak, ama hiçbiri bu şeylerin neye yaradığını hatırlamayacak.
”
365 gün/ 365 kötülük. Bu dünya yüzyıllardır süregelen bunca kötülüğe rağmen dönmeye devam edebiliyor. İnsanoğlunun vahşetlerini derleyen bu kitap, okurken içimi ürpertti.
“Yedi kez ruhumu kınadım:
İlki- Yükseklere ulaşmada zayıflık gösterdiğini gördüğüm zaman.
İkincisi- Dosdoğru gidenlerin önünde sekmeye başladığını gördüğüm zaman.
Üçüncüsü- Kolayla zor olan arasında seçenek sunulduğu zaman kolayı yeğlediğinde.
Dördüncüsü – Bir suç işlediği, sonra da başkalarının buna benzer suçları onu teselli ettiğinde.
Beşincisi- Kendi zayıflığına tahammül ettiği, üstelik bu tahammülü güçlü oluşuna bağladığında.
Altıncısı- Bir yüzün çirkinliğini hor görüp, aslında onun kendi maskelerinden biri olduğunu fark edemediğinde.
Ve yedincisi- Bir övgü şarkısı söyleyip de bunu bir erdem sandığında.”