İnsanlar toplumsal
hiyerarşide yeteneksizlikleriyle orantılı olarak yükselseler, sizi
temin ederim ki dünya şimdiki gibi dönmez. Ama sorun burada
değil. Bu cümlenin söylemek istediği şey, yeteneksizlerin yerinin
en tepe olduğu değil, hiçbir şeyin insan gerçekliğinden daha sert
ve adaletsiz olmadığıdır: İnsanlar eylemlerin değil, sözcüklerin
güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek dile
hakim olmak. Korkunç bir şey bu! Çünkü özünde, bizler yemek
yemek, uyumak, üremek, fethetmek ve kendi alanımızda güvenlik
sağlamak için programlanmış primatlarız. Bu konuda en yetenekli
olanlara, içimizde en fazla hayvan olanlara ise daima başkaları
sahip olur. Kendi bahçelerini savunmayı, yiyecek tavşan bulmayı
ya da düzgün döllemeyi beceremezken güzel konuşanlar ... İnsanlar
zayıfların egemen olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Bu bizim
hayvan doğamıza korkunç bir hakaret, bir tür sapkınlık ve derin
bir çelişkidir.
Hayatta kalmaya
mahkum olan, sonra da bir akşam vakti zevki sezen, basit ve
yüce şeylerin erdemlerine duyulan temel özlemi saptıran
tüm yapay iştahların boşunalığını, söylemlerin yararsızlığın kimsenin kaçamayacağı yavaş ve korkunç düşüşü, ama buna
rağmen, sanahn zevkini ve korkunç güzelliğini insanlara
öğretmek üzere elbirliği eden duyuların muhteşem şehvetini
kavrayan bir insan, soyunun ağır ağır olgunlaşmasını anlar.
Yoksul olmak, çirkin olmak ve üstelik zeki olmak,
bizim toplumlarımızda insanı kasvetli ve kanmayacağı parkurlara
mahkum eder ki bunlara erkenden alışmakta yarar vardır. Güzellik oldu mu her şey bağışlanır, kabalık bile. Zeka
ise sanki durumun doğru bir ödünleyicisi değil gibidir; doğanın
en yoksul çocuklarına sunduğu bir dengeleyici olarak
görülemez; daha ziyade gereksiz bir oyuncak gibidir, mücevherin
değerini yükseltir. Çirkinlik ise zaten daima suçludur
ve ben bu trajik yazgıya, hiç aptal olmadığım için daha fazla
acı çekerek mahkumdum.