ays

ays
@Supangle
Burası benim krallığım.
“saat sabah 5, aylardır ruhumu kemiren karanlıktan, öylesine bir günün falanca bir saatinde içimde biriken hüzünden kurtulmayı bekliyorum.
Reklam
"İnsanlar bir şey görmüyor, anlamıyor," diye şikayet edene şaşarım, kim görülmek anlaşılmak ister ki, gördüğünü kucaklayabilecek kim var ki, bir de görülmekten söz edilebiliyor. Böyle bir hayalet gibi, hiç olmadığın şekillerde algılanıp geçip gitmek, içinde gizli, sonsuz bir ağrıyla yaşamak ... başka çaresi var mı? Güneşin parlaması ya da hafif bir rüzgar acı verir, merdivenler ve gülüşen gençler, bir müzik sesi, bir ilaç şişesi, bir yiyecek kokusu, durmadan bu kalabalığa katılanlar ve ayrılanlar, katılanın çiğ şaşkınlığı ile ayrılanın bitmemiş şaşkınlığı, olgunluk denilenin de incindiğini, kırıklık duyduğunu, haksızlığa uğradığını belli etmemek, insanın erişeceği olgunluğun saklanabilmek, saklayabilmek olduğu yerde, kim görülmek ister ki, ben mi?
Yirmi sene Almanya'da çalışıp, yaşayıp da iki kelime Almanca edemeyen insanları pek iyi anlıyorum. Zamanın geçişi hiçbir şey değil Zaman ben hayal kurarken geçiyor, hayal içinde geçiyordu. Uyandığımda ben, yine o hayal kurmaya hazırlanan, daha iyisini, daha yükseğini, daha uzun ve süreklisini kurmaya hazırlanandım. Zaman beni değiştiremezdi ki, zaman, ona ayak uyduranı değiştirir. Ben ne müddettir hayal kurduğumu bile bilmiyorum.
Bu on sene de sisler içinde geçen gençliğe aitti. Hep ne olacağım bilmediğim, tuhaf bir beklenti ve hayaliçindeydim. Bu arada hayalin, şiirin, müziğin sürekliliğinin, hiçbir gerçekle çarpışmadan yerleşip kalmasıyla, sürekli bir ıstırabın ve hayata belki bir an öyle bakıp öyle görenlerin bakışını daimi surette taşımak gibi bir ağırlık ve ağrıyla sakatlandım.