"İnsanlar bir şey görmüyor, anlamıyor,"
diye şikayet edene şaşarım, kim görülmek anlaşılmak
ister ki, gördüğünü kucaklayabilecek kim var ki, bir de
görülmekten söz edilebiliyor. Böyle bir hayalet gibi, hiç olmadığın
şekillerde algılanıp geçip gitmek, içinde gizli, sonsuz
bir ağrıyla yaşamak ... başka çaresi var mı? Güneşin parlaması
ya da hafif bir rüzgar acı verir, merdivenler ve gülüşen
gençler, bir müzik sesi, bir ilaç şişesi, bir yiyecek kokusu,
durmadan bu kalabalığa katılanlar ve ayrılanlar, katılanın
çiğ şaşkınlığı ile ayrılanın bitmemiş şaşkınlığı, olgunluk
denilenin de incindiğini, kırıklık duyduğunu, haksızlığa
uğradığını belli etmemek, insanın erişeceği olgunluğun
saklanabilmek, saklayabilmek olduğu yerde, kim görülmek
ister ki, ben mi?
Yirmi sene
Almanya'da çalışıp, yaşayıp da iki kelime Almanca edemeyen
insanları pek iyi anlıyorum. Zamanın geçişi hiçbir şey değil Zaman ben hayal kurarken
geçiyor, hayal içinde geçiyordu. Uyandığımda ben,
yine o hayal kurmaya hazırlanan, daha iyisini, daha yükseğini,
daha uzun ve süreklisini kurmaya hazırlanandım. Zaman
beni değiştiremezdi ki, zaman, ona ayak uyduranı değiştirir.
Ben ne müddettir hayal kurduğumu bile bilmiyorum.