Paul Auster’in Leviathanı, bir yazarın (Peter Aaron) ,kaybolan dostunun (Benjamin Sachs)hikâyesini anlamlandırmaya çalıştığı, gizem ve kimlik temalarıyla örülü bir roman. Romanın başında en yakın arkadaşı Sachs'ın ölüm haberi ile sarsılan Aaron, tanıdığını belli etmeden geçmişten günümüze arkadaşının hayatına girmesiyle başlayan hayat hikayesini gözler önüne seriyor.İç hesaplaşmalar psikolojik çatışmalar ve analizler çok güzel aktarılmış.Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, Auster’in anlatımındaki akıcılık ve kurgu içindeki gerçeklik duygusuydu. Kitabın ana karakterlerinden biri olan Peter Aaron, bir yazar olarak geçmişini ve arkadaşını, Benjamin Sachs’ı, anlamaya çalışırken aslında biz de onunla birlikte bir bulmacayı çözüyoruz.
Sachs’ın gizemli ölümü, geçmişindeki olaylar ve politik eylemleriyle birleşerek kitabı neredeyse bir gerilim romanı gibi sürükleyici kılıyor. Auster’in en sevdiğim yanı, karakterlerini o kadar derin ve doğal bir şekilde inşa etmesi ki bir noktada onlarla gerçek insanlar gibi bağ kuruyorsunuz. Kitap özellikle dostluk, yazarlık ve bireyin kendi kimliğiyle mücadelesi üzerine düşündürüyor..
Leviathan, hem polisiye bir atmosferi hem de varoluşsal sorgulamaları olan bir roman.Paul Auster'in kalemini çok seviyorum.Okumaya devam
Ayrıca Leviathan araştırmalarıma göre ;Tevrat’ta geçen devasa, denizlerde yaşayan canavardır. Kaosun ve yıkıcılığın simgesi olarak görülür. Genellikle Tanrı'nın mutlak gücüne karşı duran karanlık bir güç ya da doğanın kontrol edilemeyen yönü olarak yorumlanır.
1651 tarihli Thomas Hobbes’un “Leviathan” adlı eserinde Leviathan, devletin ya da egemen gücün bir metaforudur. Hobbes’a göre insanlar, doğal hâllerinde kaotik ve tehlikelidir. Bu nedenle güçlü bir otoriteye (Leviathan’a) boyun eğmeleri gerekir ki düzen sağlansın