Ölü Canlar, taşrada dolaşarak ölmüş köylülerin hala resmi kayıtlarda “can” olarak göründüğünü fark eden Çiçikov adında kurnaz bir adamın hikâyesini anlatır. Çiçikov, bu ölü canları toprak sahiplerinden sembolik fiyatlara satın alarak büyük bir arazi sahibi gibi görünmeyi ve bu yolla devlet bankasından kredi alarak zengin olmayı planlar. Roman, onun çeşitli çiftlik sahipleriyle olan görüşmelerini, her bir karakterin farklı zaaf ve tuhaflıklarını, Rus taşrasının çürümüş yapısını hicivli bir dille gözler önüne serer.
Gogol’un romanında çizdiği taşra Rusyası, sadece bireysel tuhaflıkların değil, kurumsal çöküşün de resmidir. Memurların rüşvet alması, işlerin torpille yürümesi, insanların çıkar için her değeri ayaklar altına alması sıradanlaşmıştır. Herkes birbirini kandırmakta, sistem çarkı döndükçe kimse nedenini sorgulamamaktadır. Günümüze çok yabancı olmayan bu çürümeyi, Gogol keskin hicviyle öylesine işlemiş ki,romanın satırların da yalnızca bir dönem Rusya’sını değil, evrensel bir toplum eleştirisinde de bulunur.
Gogol, Ölü Canlar’ı iki cilt olarak tasarlamıştı. İlk ciltte hiciv güçlüydü; ikinci ciltte ise ahlaki bir yükseliş, iyi niyetli karakterler hedeflemişti. Ancak artan içsel bunalımları, dini takıntıları ve psikolojik sıkıntıları nedeniyle bu çabası yarım kaldı. Yazdıklarını tekrar tekrar değiştirdi, sonunda yaktı. Derin bir karamsarlığa kapıldı ve bir tür ölüm orucuna girerek hayatına son verdi. Geride kalan parçalar, cümle sonları tahmin edilerek toparlandı ve eser, Gogol’un ölümünden sonra yayımlandı. Bu yönüyle Ölü Canlar, sadece bir roman değil, yazarının ruhunun aynasıdır.