Seher

Seher
Ben yalnız dans etmesini bilen bir tanrıya inanabilirdim. Ve şeytanımı görünce onu ağır, derin ve ciddi buldum.
İçimizi Kaşıyan Bir Hikâyenin Ardından
Puan vermedi·168 syf.··
2025 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2025 22:29
Bazı kitaplar vardır ya hani, okuyunca sadece “etkilenmekle” kalmazsın, biraz da kirlenmiş hissedersin… “İnsan Postuna Bürünmüş Köpek” tam olarak öyle. Okurken içim daraldı, zaman zaman midem bulandı, bazen de durup uzun uzun düşündüm. Bu kitap sadece edebi bir metin değil, aynı zamanda bir deneyim — rahatsız eden, huzursuz bırakan ama düşündüren bir deneyim. Köpek Metaforu: İnsanlık mı, Hayvaniyet mi? “Bir köpek gibi sevdim sizi. Aç, uysal, dişsiz.” İnsanın içine işleyen bir cümle. Buradaki köpek, sadece hayvani içgüdülerin değil, aynı zamanda sadakatin, ezilmişliğin, aşağılanmanın da simgesi. Ilsa’nın içindeki “köpek”, bazen onun duygusal açlığını, bazen de bastırılmış öfkesini temsil ediyor. Ve bu metafor öyle ustaca işlenmiş ki, kitap boyunca “insan” olmanın mı daha ağır, yoksa “köpek” kalmanın mı daha onurlu olduğunu sorguluyorsun. Ilsa: Yaralı Bir Ruhun Karanlık Güncesi Ilsa karakteri beni en çok zorlayan ama en çok düşündüren figürdü. Çocukken yaşadığı taciz, sevgisizlik ve toplumdan dışlanma, onu içten içe çürüten bir şeye dönüştürmüş. "İnsanlar bana bakarken midelerini tutmak zorunda kaldı" diyor bir yerde… İşte orada, o kelimelerde, onun tüm yalnızlığı çırılçıplak kalıyor. Ilsa hem kurban hem tehdit. Hem acıyan hem acıtan. Öyle bir çizgide duruyor ki, bazen onunla empati kuruyorsun, bazen tiksiniyorsun. İşte o arada kalış, okur olarak seni darmadağın ediyor. Saron: Tanrıcılık Oynayan Bir Sistem Saron karakteri ise Ilsa’nın zıddı gibi. Ama sadece bireysel bir figür değil, neredeyse sistemin kendisi. Onu şekillendirmeye, kontrol etmeye çalışan, “normalliğe” zorlayan bir gücü temsil ediyor. “Senin içindeki karanlığı temizleyeceğim.” dediğinde aslında Ilsa’yı iyileştirmek değil, bastırmak istiyor. Onun “köpekliğini” ortadan kaldırmaya değil, onu kafese
Edebiyat
İnsan Postuna Bürünmüş KöpekIngvar Ambjörnsen · Ayrıntı Yayınları · 1994434 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·224 syf.··
2022 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2022 22:24
Marques De Sade... Çağının aykırı düşünürü... Mevcut ve namevcut (namevcut biraz abartı olabilir ) toplumların nezdinde asla kabul görmeyecek düşünceleri, yaşam tarzı ve inancıyla çağına ve çağının sonrasına damga vurmuş bir felsefeci... Tam bir çılgın Tanrı'nın düşmanı olduğu gibi güzel olan pek çok insani duygunun (aşk gibi, merhamet gibi, sevgi gibi)da düşmanı. Bu tanımlamalar Sade için yeterli olmayacaktır elbette. Ama onun tam anlamıyla ve kendi deyimiyle bir "ahlaksız" olduğunu söylemek pek tabii mümkün. Kitabın içeriği ağırlıklı olarak pornografik fakat ara metinlerde yazar, kitaptaki karakterler üzerinden uzun uzun düşüncelerini aktarmıştır. Genel itibari ile Sade'ın düşüncelerini, hayal dünyasını ve birazcık da Freudçu yaklaşılırsa psikolojisi ile ilgili bilgi edinilebilir... Örneğin; ağzının bozuk olmasını oral döneminin zor geçmesi ile bağdaştırmak gibi:) Spinozacı bir anlayış benimseyen Sade panteisttir. İnsanı, bir kaç özelliği dışında hayvandan ayırmaz. Biz doğanın bir parçasıyız ve biz seks yapmalıyız, sadece seks!!! Kadınlar bütün erkeklere aittir!!! Kadınların bir erkeğe ait olmadığını, böyle bir düşüncenin kadını metalaştırdığını söyleyen Sade, bir kaç cümle sonra kadının bir erkeğe değil bütün erkeklere ait olduğunu söyleyerek kadını metalaştırılmaktan kurtarıyor... Tabii yerseniz... Dinleri ve Tanrı'yı karşına alarak Tanrı'nın yeryüzünde kadınlar için yarattığı cehennemi nasıl da yok ediyor, kadını nasıl da özgürleştiriyor! Bu düşünce kendide çelişki barındırıyor. Gerçi buna pek de çelişki denemez. Kadının erkeler için var olduğunu, kadının doğa tarafından erkeklere verilmiş armağanmış gibi bakıyor (ne armağan ama). "Çarpık ilişki" olarak nitelendirilen ilişkiler arasında en çok tartışılması gereken şüphesiz ensest ilişkidir. Ensest ilişkiyi de
Felsefe
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade · Ayrıntı Yayınları · 20182,712 okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2021 11. kitabı
Huzur, Tanpınar’ın içeriğinde verdiği mesajlar nedeniyle toplumsal açıdan önemli olan eserlerinden biridir. Bu romanda Türk aydınlarının Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yaşadıkları Doğu-Batı çatışması ve kültür kargaşası sebebiyle yaşadıkları problemleri dile getirmesi ve bu problemleri ortaya koyması bakımından okur için önem teşkil eden bir eserdir. Huzur, 1937 yılının sonbaharı ile 1939 yılının sonbaharı arasında iki yıllık bir zaman zarfında İstanbul’un tarihi ve doğal güzellikleri arasında yaşanmış bir aşk hikayesini konu almaktadır. İlk sayfa ve son sayfa arasında yaşanan olaylar ise yalnızca yirmi dört saatlik bir zaman dilimini kapsar. Bir günlük geçmişe dönük düşünme ise iki yıllık bir zamanı kapsar. Huzur romanı, dört ana karakter temsil ettiği ve toplam dört bölümden oluşan bir eserdir. Her bölüm başlığı karakterlerin adı ile başlıklandırılmıştır; İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz eserin en önemli özneleri olup kitaba başlık olmuşlardır. Bu başlıklar altında işlenenler aslında karakterler kendisi değil olaylar zincirinin oluşumunu ve karakterlerin temsil ettiği duygular anlatılmıştır. İhsan, aile. hayatını temsil ederken Nuran, aşk hayatını; Suat, sosyal hayatı ve Mümtaz, iç dünyasını temsil etmiştir. Ancak bu bölümlerin hiçbiri birbirinden ayrı olmamakla birlikte bir bütünün parçasıdır. Her bölüm birbiriyle iç içe geçmiş bir olayı anlatmaktadır. Huzur, bir aşk romanı olmakla birlikte aynı zamanda metafizik, felsefi ve psikolojik problemlerin derinlemesine anlatıldığı bir eserdir. Romanın baş kahramanı Mümtaz, aşk ve ölümü, çocukluğunda yaşadıklarıyla, âdeta iç dünyasına çöreklenen bir duygu ve bütün hayatı boyunca bilinçaltına hakim bir unsur olarak hissetmiştir. Sabit ve sıradan herhangi bir aksiyonu olmayan, basit bir aşk hikayesi çevresinde derinlemesine
Edebiyat
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Puan vermedi·187 syf.··
2020 55. kitabı
Dünya edebiyatında psikolojik realizmin önde gelen temsilcisi olan Dostoyevski, 1867’de yayımladığı Kumarbaz’ da insanı, insan tabiatını ve insan gerçeğini başarılı bir şekilde anlatmıştır. Eser aynı zamanda, yazarın hayatında önemli bir yer tutan kumar tutkusuna da ışık tutmaktadır. Dostoyevski Kumarbaz’da saplantılı bir aşkla kumar tutkusunu bir arada anlatırken insanı, insan tabiatını ve insan ruhunun derinliklerini etkileyici bir üslupla gözler önüne sermiştir. Kumarbaz, biyografik veya otobiyografik bir roman olmamakla birlikte yazarın hayatında önemli bir yer tutan kumar tutkusuna ışık tutmaktadır. Kimilerine göre Dostoyevski bu eserde Aleksi İvanoviç karakterine kendi hayatından pek çok şey katmıştır. Kumarbaz, yazarın ikinci Avrupa seyahatinin, kumar macerasının ve Polin Suslova aşkının anlatıldığı gerçek hayattan alınmış bir romandır karakterlerin, kültürünü, ekonomik durumunu, iç dünyasını yansıtmada bir araç olarak kullanılmaktadır. Hikâyede zaman belirsizdir, fakat zamanı tahmin etmemize yardımcı olacak bir gösterge mevcuttur. Hikâyede geçen: ‘’1812’de bir Fransız avcı subayının, salt tüfeğini temizlemek için vurduğu bir adamı iki yıl önce gördüğümü anlattığımda, Fransızlar bunu sineye çekmek zorunda kaldılar. Adam, o zamanlar 12 yaşında bir çocukmuş ve ailesi o sırada Moskova’dan ayrılmaya fırsat bulamamış.’’ Cümlesinden yola çıkarak ve Dostoyevski’nin Kumarbaz romanını 1866 yılında yazdığını hesaba katarsak, romanın 1850’li yıllarda geçmekte olduğu çıkarımında bulunabiliriz. Kumarbaz’da hikâye mekânsal olarak Rulettenburg, Paris, Moskova, Hamburg, Spa, St. Petersburg, İngiliz Oteli ve Rulettenburg’daki kumarhanede geçmektedir. Dostoyevski’nin romanlarında mekân unsuru önemlidir ve tasvir tarzı anlatımın daha yoğun bir biçimde Kullanılmaktadır.
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,6bin okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2020 70. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2020 20:07
Kitap Şintoizm'i beş bölümde incelenmiştir. Şintoizm'in tarihsel gelişimi, Şinto türler, Yaradılış hikayesi, rütüeller ve Japon miteolojisi ve Şintoizm sözlüğü başlıkları adı altında incelenmiştir. Kitapta genel anlamda çıkarılacak sonuçlar; Şintoizm de diğer çok tanrılı dinler gibi karmaşık ve bir o kadar da basit bir inanç biçimidir. İnsanların, hayvanların, eşyaların kısacası canlı ve cansız etrafımızda bulunan her şeyin bir ruhu olduğu inancı ağır basamakta ve totemleri de bu şekilde gelişim göstermektedir. Bu inançta genel ahlaktan ziyade dini ritüellerin yerine getirmek daha önemlidir. Öyle ki dini ritüelleri yerine getirmeyen ve devletine bağlılık ve sadakat göstermeyen her kimse intihar ederek yaşamına son vermelidir düşüncesi hakimdir. Şintoizm zaman içerisinde Çin ile ilişkilerin gelişimesiyle Çin'de mevcut olan Budizm ve Konfüçyüsçülük inançlarından etkilenmiş ve harmanalanmıştır. Bu bağlamda Japonya da çok az bir kesim halihazırda saf Şinto dinini yaşarken büyük bir kesim ise bu harmanlanmış Şintoizm'i yaşamaktadır. Ayrıca güneş Tanrıçası Amaterasu'nun Şintoizm'de ayrı bir yeri vardır.
Felsefe
ŞintoizmVolkan Gümüş · Siyah Beyaz Yayınları · 202083 okunma