gulîstan siya

gulîstan siya
Bakışsız bir kedi, kara..
Dünya
24 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Özgürleştirmeyen Eğitim Aptallaştırır
Puan vermedi
"Bir zekânın bir başka zekâya tabi kılındığı yerde aptallaşma vardır." Öğretmenlik kutsal değildir, hata bir dayatma unsuru olarak ön plana çıkıyor. Özgün olmayan öğretim modellerini gerek öğrenciye gerekse öğretmene dayatıldığı yerde kutsallık aranmaz. Kutsal olan emektir. Öğretmen için şudur ya da budur gibi tanımlara da gerek yok. Onlar da tıpkı diğer emekçiler gibi yaşamak için emek harcıyorlar. Öğretmen sınıfta, işçi fabrikada, karton toplayıcısı sokakta, garson kafede vb... Bu gün 5 Ekim yani Dünya Öğretmenler Günü. Benim için pek de bir anlamı yok. Çünkü öğretmen emeğinin yok sayıldığı ve sömürüldüğü bu dünyada "Günler" Pasta börek şeklinde gün olarak kalıyor. Peki, emek dışında anlam nasıl olmalı? Anlam çocuktur. Bir çocuğun yüzünde gülümseme, zihninde ışık, bilincinde yaşama tutkusu, gözlerinde özgürlük, sesinde neşe yani rengarenk kocaman bir bahçe olabilmek, budur anlam. Öğretmen, bunları yapabiliyorsa işte o zaman anlamlı olur bu meslek. Marifet öğretmen olmakta değil ki marifet bahçenin sırrına erişmektir. "Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır."
Hayat ve İnsan
Cahil HocaJacques Ranciere · Metis Yayıncılık · 20233,088 okunma
Reklam
huzursuzlukta huzur
Puan vermedi·680 syf.··
2021 14. kitabı
Huzursuzluğun Kitabında yazar şöyle der: "İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kabus görmüş gibi olun" nitekim dediği de olur. Siz sayfaları çevirirken o sizi parça parça ayırır. Varlığınızın her zerresini huzursuzluğun o baş döndürücü girdabında böler ve "öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? hayatımı toprağa veriyorum." diyerek yeniden doğuşu müjdeler. Varlığın, anlamın ya da anlamsızlığın hüküm sürdüğü bedeni tıpkı bir nesne gibi parçalara ayırırken her bir parçanın huzursuzluğunu dile getirir. -Sahi nesnenin huzursuzluğu ne acı ve ne kadar insan! - Anlam denizinde sizi tutar, boğulmaya yakın "anlamak için, kendimi yok ettim. anlamak, sevmeyi unutmaktır. " sözleriyle nefessiz bırakır, öyle bir nefessizlik ki çıldırırsın. Şüphesiz Pessoa muhteşem bir yazardır. Her zerremize ince ince süzülen bir melodi, bir şarkı... Orfeas Peridis'in "Fevgo" (gidiyorum) şarkısı da Pessoa'nın yaptığını yapar insana. Gitmelerin kıyısına sürükler. Ve " gidiyorum, kalbimin daha da yakınına" der.
Edebiyat
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,5bin okunma
Zaman Gerçek mi, Yoksa Bir Yanılsama mı?
Puan vermedi·232 syf.··
2021 15. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2021 00:27
Akıp giden zaman değil, zamansızlıkmış. Ansızın gerçekleşir bu karşılaşma. Kosmosun boşluğundan düşmek gibi bir boşluk. Düştükçe dipten uzaklaşmak sonra da kendi zamanının kollarında çıplak ve donmuş bir ağaç gibi üşümek… Evet üşümek zamanın vahşi kollarında. Tatar Çölü’nde donmuş bir ağaç gölgesine sırtını dayamış, o sarı, o toz boşluktaki gözler… Senden, benden, bizden başkası değil. Varoluşun yokluğunda, Tatar Çölü, bitmeyen ama bir çırpıda okunan bir yaşam gibi. Bu yaşamda Giovanni Drogo oluyorsunuz, onun hayalleri, umutları bitmez tükenmez; ama asla gerçekleşmez. Tıpkı sizinkiler gibi. Sayfalar boyu ilerlediğinizde içinizdeki korkmuş sesin: “Umut, var ettiğimiz çürümüşlükten başka bir şey değilmiş.” çığlığı sarsıyor duvarlarınızı. Duymamak, bilmemek, kaçmak bu çığlıktan nafile. Çıldırasıya bir sağırlık istenci… Kitabı okudukça kahramanın kendini tüketmesine, kendine duvarlar, mezarlar örmesine ve bunun adına umut demesine dayanamayıp” Aptalsın sen aptal! Umut diye bağlandığın şey kör bir bağnazlıktan başka bir şey değil. “derken buluyorsunuz kendinizi. Öfkeyle kitabı kapatıp, zamanın zamansızlığında dolanıp dururken, kitabın sayfaları arasında kaybolmuşluğunuzu bir kez daha görüyorsunuz. Tıpkı akreple yelkovanının aynı yörüngede dönüp durması gibi. Sahi zaman gerçek mi, yoksa bir yanılsama mı?
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,7bin okunma
Martin Eden, Bir Varoluşun Sancısı
Puan vermedi
Jack London'un meşhur eseri 'Martin Eden' in aynı adla uyarlanan 2019 yapımı filmini izlerken aklıma gelen ilk, belki de tek soru: Ne gelir elimizden 'bir'icik olmaktan başka? Martin Eden, herhangi bir toplumun bir süper kahraman değil, sadece varolma telaşına düşen azınlık olarak niteleyeceğimiz o bir'icik insanlardan bir tanesi. Ama sorarım size: Bir fikir etrafında yığınlar oluşturup onu çığırmak mı zor, kendini tek başına var etme çığlığı mı? Ya da şöyle sorayım: "Tek" liği savunmak kadar zor olan hangi devrimden söz edebiliriz? Martin Eden bir işçi değil, bir sosyalist, bir dinci ya da bir liberal hiç değil. Peki kimdir Martin Eden? Bu çektiği neyin sancısıdır? Dolup taştığı, taştıkça çoştuğu, coştukça dolduklarından boşaldığı şey Çok'ların dünyasında 'Tek'in isyanı değilse nedir? Martin Eden, film boyunca - var olma telaşıyla- eline aldığı kalemi adeta bir "çekiç" misali sallıyor. Kendisini saran duvarları tek tek yıkıyor. Her yıkım onu biraz daha Ben' olmaya yaklaştırıyor. Denilebilir ki: Stirner'in "Ben! olumlamasını" her karede zihnimize bir kez daha yerleştiriyor. Filmin sonunda Ben'i seçen Martin, toplum denilen hastalıklı oluşun içinde bir deniz misali kendi maviliğinde yitip gidiyor.
Sinema
Martin EdenJack London · İz Yayıncılık · 2019134,5bin okunma
Ah Ben'i!
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2021 10. kitabı
Beni Kör Kuyularda... Hasan Ali Toptaş, gösteri toplumunun geldiği son noktayı öyle naif, öyle şiirsel bir dille anlatıyor ki insanlığın kokuşmuşluğunu tüm duyu organlarınızla algılayabiliyorsunuz.
Edebiyat
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma
Reklam