Türümüzün psikolojik tarihi, bir varmış bir yokmuşumuzdaki altın çağın arayışı değil mi? Özlemlerimiz Havva’nın cennet bahçesi ya da Bacon’ın Atlantis’i gibi bir zamanlar yaşadığımız eşsiz beldeleri nasıl kaybettiğimizi anlatan efsanelerle dolu. Biz değil miyiz sevildiğimizi öğrenince “Ne kadar?” diye boğarcasına soran, bir tek bizim türümüz değil mi dünyanın halinden memnun olmayıp tarihimiz boyunca onu hep yeniden biçimlendiren, biz değil miyiz doğayı yadsıyıp, yeni sesler, yeni renkler arayıp, suretler yaratan?
Dedim:
İnsan eşref-i mahlûkattır derler, ama çoğu zaman yolunu bulamaz karanlıkta, kendi dehlizlerinde kaybolur. Varlığı belli belirsiz.
Lakin sen öyle misin? Geceyi aydınlatan Ay'sın. Varlığına şahit varoluşun özü.
Güldü yüzüme, var git evine ey maşuk, dedi.
Kuyu senin içinde. Bir başkasının sana yapacağı her şeye sen kendi içinde hazır olmalısın - onu uzaklaştırıp kendin içine dalmalısın ve ne yaptığını sormamalısın. Batmalısın, ancak o zaman yeniden doğarsın."