Ölümünün acısına arkanda bıraktıkların tek başlarına katlanacaklar. İntiharın bu bencil yanından hoşlanmıyordun. Ama tartınca ölümün dinginliği yaşamının acı dolu çalkantılarına üstün geldi.
İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
Bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı...
Abutalip'in çocukları yolcu treninin durduğunu görünce "Baba! Babacığım! Babamız geldi!.." diye ok gibi fırladılar. Var sen anla neler olduğunu. "Baba! Nerdesin baba!" diye vagondan vagona koştular. Trenin altında kalacaklar diye ödüm koptu. Vagondan vagona trenin bir ucundan öbür ucuna koştular. Öyle de uzun bir katarmış ki.. hiçbir vagonun kapısı açılmadı. Küçüğünü yakalayıp kucağıma almış, öbürünü de elinden tutmuştum ki tren hareket etti. Durmadan bağırıyordu yavrular. "Babamız trende kaldı, inemedi! İnemedi!" diye. Öyle ağlaştılar öyle ağlaştılar ki yüreğim parçalandı, aklım başından gitti. Ermek'in durumu çok kötü. Haydi çabuk git, yatıştır onları. Yolcu treni gelince babaların geleceğini sen söyledin.. bir görseydin! Niçin babalar çocuklarını, çocuklar babalarını bu kadar çok sever! Niçin, niçin bu acılar?